EN ÇOK ONLAR İÇİN MİNNETTARIM :)
Üsküdar Fethi Paşa'nın mor sakinlerinden biri :)
Her harf katibine dair ipucu verir. Umudum olsun blog sahibinin aynasıdır. Bir faninin kendini arayış serüveni...
Üsküdar Fethi Paşa'nın mor sakinlerinden biri :)
Gönderen
almina
zaman:
Cuma, Mayıs 15, 2009
2
yorum
Etiketler: aydınlık
Uzun zamandır yazmaktan men edilmiş hissediyorum. Klavye başına yazmak için oturduğum her an bu hissimi doğruladı. Yazmak için verdiğim sözler de men edilmişlik duygusunun galibiyeti ile sonuçlandı hep. Yazarlık kursu başladığından beri verilen ödevleri yapamama nedenim de men edilmişlik hissimin diğer tüm hislerime galip gelmiş olmasıdır. Her uygulama dersinde hocalarımdan emeklerine karşılık veremediğim için özür diliyorum ; sessizce ve içimi yakan bir hüzünle. Ve şu anda ilan ediyorum ; yazamamak bende hükmünü yitirdi. İşte size ispat, uzun bir gönderi yazıyorum size bugün. İçinde sevgi, umut, dostluk, merhamet ve nefis tadlar olan bir gönderi bu.
***
‘’ Kudretin Eli, Âdem’in çamurunu cennet göklerinin altında , esenlik toprağının üzerinde yoğurdu. Ama has bahçelerin arsında bırakıp OL, deyip de oluruna bırakmadı onu. Dokundu, bu toprağa kendisinden bir temas hatırası bıraktı. Üzerine doğrudan bir yakınlık kattı.’’
‘’ Yaratan yarattığına şu şah damarı kadar yakınsa, yaratılan da Yaratan’ına bir nefes kadar yakındı.’’
Nazan Bekiroğlu (LÂ’dan)
Günlük telaşların içinde kendimi düşünme fırsatım olmaz pek. Düşünülecek ben dışında öyle çok şey var ki. Okulda, eğitimciler derneğinde, ailede kısaca bulunduğum her yerde bir şeylerin sorumluluğu üzerime âdeta yapışıyor. Kendim dışındaki her şeyi düşünmeyi vazifem bilmem bundan olsa gerek.
Bugün bir farklılık yaşadım, fark ettim ki ben de düşündüklerim kadar düşünülenlerdenmişim. O bana bir nefes kadar yakınmış, ben oluruma bırakılanlardan değilmişim. Ve Tarih ve Kültür Dayanışmaları Derneği’nin köy gezisi bunları fark etmemi sağlayacak aracıymış meğer.
Sabah 8.10’da ( 10 dakikalık gecikme de benden dolayı oldu ) Mecidiyeköy’den hareketle başladı gezimiz. Pazar sabahı o kadar insanı bekletmiş olmak beni huzursuz etmişti. Ayrıca beklemiş insanların dil ile olmasa da göz ile bekleten kişiye ne mesajlar verebileceklerini bildiğimden otobüse binerken gözlerimi tüm yolculardan kaçırmaya karar vermiştim. Fakat bu otobüsün ve içindekilerin benim bugüne kadar bildiğim bekleyen’lerden farklı olduğunu ilk anda anladım. Özürle giriş yaptım, özrüme gülen gözler karşılık verdi. Aldığım mesaj da bildiklerimden farklıydı; ‘’iyi ki geldin ‘’, iyi ki gelmiştim.
Yolculuğumuzun yaklaşık bir saat süreceği söylendi. Merve'nin yanına oturdum, ( ne şirin şey o öyle) hal hatır sorduktan sonra kulak verdik otobüste çalan kasete. Benim içindi işte kasette söylenen her cümle. Yoksa her cümle ruhumun bir yanını sarmada nasıl bu kadar başarılı olabilirdi? Yağmurlu sabahlarda yeşilliklere otobüs camından bakmak meğer ne kadar keyifliymiş, hiç bitmese olurmuş bu yolculuk :). Nazmi Bey'in uyarısından anladım Kır Evi'ne gelmiştik; oksijen çarpmasın arkadaşlar. Kır Evi'nde el yapımı tabaklarda nefis bir kahvaltı bekliyordu bizi.
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Şubat 16, 2009
3
yorum
Etiketler: ışık

Uzun zaman oldu yazmayalı. Yazmamak için her zamankinden farklı nedenlerim oldu bu sefer. Ne zamanının hızına ayak uyduramamak ne, ne işlerin yoğunluğu, ne de kitaplar suçlu bu sefer. Yazarlık okulunda aldığım eleştirilerin de payı yok yazmamamda. Sözcükleri de aklamalıyım, onları bir araya getirmek için hiçbir teşebbüsüm olmadı çünkü. Yazarlık okulundaki ödevlerimi de yapmıyorum ne zamandır; yazmıyorum... Yazmaya farklı bir anlam yüklediğimdendir belki tutulup kalmam...
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Aralık 13, 2008
2
yorum

Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Ekim 20, 2008
2
yorum
Etiketler: buluş
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Eylül 15, 2008
2
yorum
Etiketler: buluş
Gönderen
almina
zaman:
Cuma, Eylül 05, 2008
3
yorum
Etiketler: buluş
Sabun köpüğünün ömründe gizlidir bazen yaşadıklarımız. Onların hayatımızdaki hükmü bir andır sadece. Masallardaki bir varmış bir yokmuş ifadesinin gerçek hayattaki yansımalarıdır onlar. Yaşadığınız gerçek mi hayal mi karıştırırsınız. Nasıl başladı nasıl bitti kısmını anlayamayacak kadar çok karışır kafanız. Olayların içinde nasıl anlayamadan bulduysanız kendinizi, anlayamadan dışında da buluverirsiniz.
Ve fark edersiniz ki her biri size dair ipucu versin diye özenle kurduğunuz onca cümledeki siz sabun köpüğü ömrünü tamamlamış ve siz bir tek sözcüğe mahkum edilmişsinizdir. Hayata dair kesin kırmızı çizgileri olan biri ise mahkumiyetinize karar veren şansınız yoktur, özdeki sizi anlatmaya. Yargılama ve karar verme süreci çoktan bitmiştir.
Kalabalıklar içinde yalnızlık duyarız bazen. Bazen de bir dost yanında kalabalıklaşıveririz. Anlaşılmak ya da anlaşılmamaktadır her iki durumun da sırrı. Anlaşılmak yüreğimizi hafifletirken, anlaşılmamak ağır bir yük yükler ona…Size ait olmayanların size etiketlendirilmesi acıtır.
Bir varmış bir yokmuş anı kadar kısa sürse de yaşananlar, onlarda O’nun anlattıklarının çokluğunu ve çıkarılacak derslerin kalıcılığını görmek lazım.
Gördüğümüz, düşündüğümüz gibi değildir her şey. Hayır gördüklerimizde şer, şer gördüklerimizde hayır gizli olabilir. SAN’A dayanıp hikmetine güvenmemizi sağla. Ve aydınlat yüreğimi(zi), sevdiklerini sevdir , bizi de sevdiklerine sevdir.
Rahmet ayı gelmişken beni kendimle meşgul olanlardan değil, mahzun gönül peşinde koşanlardan eyle…
NOT: SEMA, sözcükler biz ne anlamda kullanırsak kullanalım bizim onlara yüklediğimiz anlamdan sıyırlıveriyor ve başta onlara ne misyon yüklendiyse ona hizmet etmeye devam ediyor. Ama ben gene de seni seviyorum … :)
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Eylül 02, 2008
20
yorum
Etiketler: masal
Resimlerin üstüne tıklayıp büyütebilirsiniz.
Resimlerde; Ben:), Orhan Bey ve Oğuz Bey, Duygu, İlhan Bey, Yüksel Hanım ve Merve.
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Ağustos 23, 2008
6
yorum
Etiketler: tatil
Sen'i sevmeme izin ver! Sevdiklerini sevdir bana! Bana ben'i sevdir! Uzaklığımı yakın kıl! Aydınlat yüreğimi(zi)!
Vakit yolculuk vaktidir. Ve boşunadır sonuca ulaşmadan sarf edilen tüm kilometreler. Ben benle olmayı, ellerimi açıp uzun uzun Seninle konuşmayı özledim. Çiçeklere dokunmayı, ağaç dallarında kaybolmayı özledim.
Gidişimi amacıma uygun eyle!
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Ağustos 10, 2008
0
yorum
Etiketler: ışık
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Ağustos 05, 2008
2
yorum
Etiketler: buluş
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Ağustos 02, 2008
6
yorum
Etiketler: yanmak
Klavyenin tuşlarında gezinerek tamamlıyor parmaklarım mesaisini. Bir tuş yakınlığında blog sayfam bana. Ama ben bana Bulgaristan - Siirt uzağındayım...
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Haziran 29, 2008
8
yorum
Etiketler: buluş
Kendimize uzaklığımız bize şah damarımızdan yakın olana uzaklığımızla doğru orantılıdır her zaman.Ondandır kendini bilenin O'nu bilmesi.
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Nisan 15, 2008
1 yorum
Etiketler: yorgunluk ve özlem
Kalbimin olabildiğne buyruk davrandığı anlar vardır.Akıl gücümü sonuna kadar zorlamak bile o anlarda dizginlemeye yetmez onu.Beynime inat kalbim tüm hislerimin kontrolünü geçirir eline.
Gönderen
almina
zaman:
Perşembe, Nisan 03, 2008
2
yorum
Etiketler: buluş

Yazmak irade işi sanmasın kimse sakın.İhtiyacımıza göre verilir sözcükler emrimize ve biz ne kadar zorlarsak zorlayalım izin verilmediği sürece içimizde olup bitenleri yansıtabilecek cümleyi bir türlü kuramayız.
Yazmak, ne çok şeyin ifadesi oldu benim için.Ben arayışımda beni BAN'A götüren adımlarım oldu sözcükler.Sevincim, hüznüm ,acım,mutluluğum sözüklerin etrafında örgülendi hep.BENİMLE yeniden buluşma hayalimi canlı tuttu sözcükler hep.Herkes benim bildi söcükleri oysa hepsi sadece bir armağandı bana verilen.
Yükümü hafifletmeme yardım eden rahmet emareleriydi sözcükler.Yangının hükümünü hafifleten serin sulardı onlar.Umutsuzluğu umuda dönüştüren dallarım,yüzüme tebessümü konduran yoldaşlarım oldu kelimeler...
Şimdi görev tamalandığından belki sözcükler kaçmakta benden, yakalayıp bir araya getiremiyorum onları.Böyle anlarda anlıyorum bir kez daha sözcükler üzerindeki gücümün ne denli sınırlı olduğunu.Ve rahmetin büyüklüğünü de anlıyorum,ihtiyaç anında emrime amade kılınmış meğer harfler, kelimeler ve cümleler.
Ve ben bunca rahmete karşın teşekkürde hep geciken oldum...
Şimdi bana rahmet olan tüm sözcükleri yüreği yangınlarda olan bir annenin kalbine göndersen.İçindeki yangın sözcüklerle hükmünü yitirse,kalp kırıklığı sarılsa kurulan cümlelerle.Ayrılık acısı , o büyük günle gelecek vuslat inancıyla hafiflese.Özlemin yürekte oluşturduğu yangının alevi sönse.Dayanma gücü olsa sözcükler kırgın bir yüreğe.
Gönül koymam işte o zaman benden giden sözcüklerin hiç birine.Gidin ve umut olun, güç olun, rahmet olun ,serin sular olun yanan başka bir yüreğe.
Dila'dan söz etmiştim size pembedenizde daha önce.Tek yürek olalım, iyileşmesini dileyelim, göğe yükselsin dilekelrimiz demiştim hani.Başaramadı Dila ama biliriz ki biz rahmet herşeydedir...
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Nisan 01, 2008
3
yorum
Etiketler: karmaşa
Saçımın tek telinde yoktur takılı bir papatya,
Çocukluk yıllarımda papatyadan yaptığım taçlar kadar uzağımdadır şimdi benim o,
Gelen bahara inat kaymaz gönlüm onun ne sarısı ne de beyazına...
Baharın gelişi,insan olmanın hakkını verebileceğimiz duygularımızı canlandırsın yeniden.Canlandırsın ki biz dünyayı daha yaşanılır kılabilelim.
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Mart 09, 2008
1 yorum
Etiketler: boşluk
Derinliklerimizde özenle sakladığımız yaralarımız vardır.Varlığını çoğu kez görmezden geldiğimiz, iyileşti deyip aksini kabul etmek istemediğimiz yaralı yanlarımız vardır.Kendimizde belki de en çok özen gösterdiğimiz yanlarımızdır onlar.Onları her türlü etkiden uzak tutmak için elimizden geleni yaparız.Hafızamızın belli bölümlerini nadasa bırakırız, unutabilme yetisinden medet bekleriz.Geçen zaman iyileşme sürecimize geri dönülmez mesafeler aldırır sanırız.
An olur bir ses, bir nefes ,bir koku bizi yaralandığımız ilk ana götürür.Geçen zamanı yalanlar gibidir yaramızın sızısı.Hayatla bir an bağımız koptu sanırız, yer ayaklarımızın altından kayıverir.Hüküm süren sadece ruhumuzdaki yangındır.Tazelenir tüm acılarımız, aynı girdabın içine girdik sanırız ve bunun korkusu nefesimizi keser bir an.
Yeniden düşünürüz yaşanan süreci, bir bir gelir gözümüzün önüne yaşananlar.Sözcükler hançer gibi sanki yeniden saplanır yüreğimize.Şaşırtır bizi aynı sözcüklerin tekrar tekrar yaralayabilme özellikleri.
Tüm bu karmaşa içerisinde bize ayan olan bir gerçek daha vardır,yara açanın değersizliğidir o.Ve biz tahtından bir kez daha indiririz onu.Bu tacın sonsuza dek ondan alınışıdır aynı zamanda.İadesi mümkün değildir ona önceden verilen hiçbir ünvanın.
Yüreğimizi hafifletir helal etmek ona hakkımızı yaşanan onca şeyden sonra.Yüreğimizin hafifliği kadar hafiftir bizde artık onun değeri.Bizde çalacak ne bir kapısı ne de kalbimize hitab edecek bir sözcüğü kalmıştır onun.
Yaralarımız en az özümüz kadar bizimdir.Biz onlarsız ,onlar bizssiz anlamsızdır, eksiktir.Onlar bizi büyütenlerdir, en kalıcı öğrenmeleri bize kazandıranlardır.Ve vardır her yaranın bir ilacı ;yüzünü O'na dönebilene...
Hayatınızda yüzünüzde tebessümler oluşturan dostlarınız varsa, yaşadıklarınız onların da yüreğinde titreşime neden oluyorsa yaralarınızı çarçabuk iyileştirmek için çook nedeniniz var demektir.
Dost zenginiyim ben :) ;milyonlarca kez teşekkür ediyorum SAN'A bana bu kadar cömert davrandığın için.Tüm dostlarımı ve SEN'İ çok seviyorum.
Gönderen
almina
zaman:
Perşembe, Şubat 28, 2008
3
yorum
Etiketler: panik
Bizi ışık hızı ile çocukluğumuza götüren sesler, görüntüler, kokular vardır.Hangi durumda olursak olalım onlarla buluşmamız çocukluk yıllarımızla da yeniden buluşmamız olur.
Yıllarca çocukluğuma dair sahip olabildiğim tek şey sadece hafızamda kalan anılar ve yüreğimde onların oluşturduğu buruk hüzün oldu.Ne okul arkadaşlarım ne de aynı mahallede oturduğumuz çocuklar biliyordu benim çocukluk kahramanlarımı.Menekşeli dondurmanın tadı da menekşe aromalı mor şekerler de herkese yabancıydı.Boşunaydı coşkuyla kır menekşesini ve yatmadan önce izlediğim çizgi filmlerdeki kahramanalrı anlatmam, dinleyen hiçbir arkadaşıma bulaşmıyordu benim heyecanım.Anlattıklarım onlara yabancıydı çünkü...
Bugün beni geçmişe götürüp yüzümde tebessüm oluşturan bir çocukluk kahramanımla karşılaştık.Çok özlemişim onu.Ve şimdi onu anlatmak için coşku dolu sözcüklerle yetinmek zorunda değilim sadece.İzleyin bakalım.Belki bir kıpırtı da sizin yüreğinizde oluşur.
Not;Seksenli yıllarda çok popüler olan bir Rus çizgi filmi.Şarkıdan satırlar:
''ben akordiyonumu çalıyorum,
yoldan geçenlerin gözü önünde
ne yazık ki doğum günleri yılda bir kere
arkadaşım sihirbaz uçup gelecek mavi helikopterde,
ve ücretsiz film gösterecek
doğum günümü tebrik edecek ve ihtimal ki
bana hediye olarak 500 eskimo(dondurma) bırakacak
ne yazık ki doğum günü yılda bir kere"
(youtube da çeviren frenzoece)
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Şubat 18, 2008
13
yorum
Etiketler: buluş
Nazan Bekiroğlu'nun kalple kelimelere dair yaptığı bir tespit vardır.Ona göre kalp sonzuz duyuşla yüklüdür ve kendini ifade için de sınırlı olan sözcüklere mahkumdur.
Kalpteki sızıları , onda kopan fırtınalrın şiddetini azaltan tek şeydir sözcükler.İçte yaşadıklarınızı dile getirirsiniz, bir yol açarsınız onlara akıp gitsinler diye ve hafifletirsiniz yüreğinizi.
Acınızı da neşenizi de daha taşınabilir kılarsınız sözcükleri kullanarak.
Sizin bir araya getirdiğiniz sözcükler en az parmak iziniz kadar sizindir.Mahreminizdir, özelinizdir.Yaşadıklarınızın tanığıdır onlar.
Sözcüklerinizden oluşan yazıalrınız da sizin özelinizdir.Onların neyi ifade ettiğini en iyi siz bilirsiniz.Kimsenin onalrı okuyuşu sizinki gibi değildir.Sadece siz bilirsiniz oradaki sözcüğün kalpteki hangi titreşimden geldiğini.Yazılarınız anılarınızın, sizi siz yapanların ta kendisidir.
Ve yoktur kimsenin hakkı onları sahiplenmeye...
İki gün önce bana ait bir yazıyı başka bir sitede gördüm.Ve inanamadım, kaynak belirtilmemiş hatta sayfanın sol kısmında son yazdıklarım kısmında aynı yazı başlığı var.Yazı olabildiğince kişisel hayallerle ilgili, gerçekleşmesi yıllar süren bir hayali anlatıyor.Benim için özel, anlamı da bende saklı.
Mail attım site sahibine.Aldığım yanıt :
Merhaba...
Bu kadar paniklemenize gerek yok.Her şeyden önce bu dergi seçici davranan bir dergi.Deneme çok güzel olduğu için alındı.Art niyet olsaydı isim yayınlanmazdı her şeyden önce.Bana gönderilen mailler arasında bu denemede vardı.Beğendinm ve alıp yayınladım.Amacımız kendisine edebiyat dergilerinde yer bulamayan insanlara destek vermek.Eğer sizin göndermediğinizi bilseydim yayınlamazdım.Bundan dolayı sizden özür dilerim.Yazınızı kaldırıyorum hoşçakalın.,
Çok iyi niyetli olduğunu söyleyen bu arkadaşlar denemenin altına ne yazık ki isim belirtmeyi unutmuşlar.(kaldırılan deneme dışındaki iki yazı hala sayfada )Hatta arşiv bölümlerindeki diğer yazılara da isim eklemeyi unutmuşlar.Yazılara yorum yazdım yayınlanmadı.Mail gönderip sorunun çözülmesini istedim aldığı yanıt:
Canımı sıkmayın olurmu?Elinizden geleni ardınıza koymayın...Yazılarını sevsinler...
Yazma serüvenim ben arayışında başka bir şey değil.Her harf katibine dair ip ucu verir.Harfeler ben'in ip uçları aslında.Bize çok iyi niyetli ve basit gelen bir eylem bir başkası üzerinde olumsuluklara neden olabilir.Hakkımız olmayana el uzatmak hırsızlıktan farklı bir eylem değildir.
Canı çok sıkılmış olan iyi niyetli arkadaşımız hakkı olan sınırlar dahiline iyi niyet sergilese belki can sınkıntısını da giderir.
Bloglarda yazan arkadaşlar sitedeki yazıları gözden geçirmenizi önerirm.Kim bilir belki size de destek olmayı istemiştir bu KÜLTÜR dergisi.
(Yazılar kaldırılıdgından linki kaldırdım.)
Bu yazılar eminim size de tanıdık gelmiştir :).Ben isim göremedim siz de bakın varsa bana nerede olduğunu söyleyin lütfen.Hepinize sevgiler...
AYLAKADAM seni şimdi daha iyi anlıyorum :)
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Şubat 16, 2008
9
yorum
Etiketler: kınama
Yüreğini masallar diyarında büyütebilmiş olanların diğerlerinden çok daha şanslı olduğuna inandım hep.Masalların ortak özellikleri vardır.Tüm masal kahramanları ağır sınamalardan geçerler, haksızlığa maruz kalırlar kimi zaman ,ve tüm beşerlerde olduğu gibi bol hüzün barındıran anlar eşlik eder onlara da.Doğrulardan taviz vermedikleri müddetçe masallardaki kahramanların sonu aynıdır;zafer kazanıp-mutlu olmak.
Masallardadır iyiliğin kötü olana her daim galip gelebilmesi.Masallar eşliğinde büyüyenler farkında olmadan masallardaki değerleri nakış nakış işlerler yüreklerine.Masalların onlara armağanıdır iyliğin her daim galip geldiğine olan inançları ve masallardan kalan bir mirastır masum bir çocuğu içlerinde sürekli barındırabiliyor olmaları.
Çocukuğum yüzlerce masal kahramanın hayali arkadaşlığıyla geçti.Anneannem ve teyzelerim masal zengini kimselerdi.Her gece masal anlatacak birini bulmak mümkündü köy evinde.Okula başlama vakti geldiğinde annemlerin yanına taşındım okumayı sökünceye kadar masallardan mahrum kaldım orda.Galiba şehir hayatıyla iş temposunu bir arada götürenler masallara ayıracak vakit bulamıyorlardı.Okumayı öğrenir öğrenemez Grim Kardeşler ve Anderson masallarının büyülü dünyasında buldum kendimi.Hayal gücüm hiç sınır tanımyordu , olmazlara yer yoktu hayatımda.Pervasızca hayal kurardım, sihirli değneklerim ,gerektiğinde uçmamı sağlayan kanatlarım olurdu.Üzüldüğüm anlarda kahraman gibi hissederdim kendimi güzel davarandıkça kazanacağıma inanırdım.Can sıkıntısı nedir bilmezdim.Kurulacak bir hayalim, düşüleyecek bir masal kahramanım olurdu hep.
Tatilde yeğenimin yanındaydım, yolculuk boyunca onu masallarla uyutmayı düşledim.Ve daha ilk masalımda fark ettim ki masal kahramanlarımı bir araya getiremiyorum, yaşadıkları maceraları birbirine karıştırıyorum.Derin bir sızıya neden oldu Zeyenep'e anlatacak bir masalımın olmadığını fark etmek...
Masalların bana bıraktığı mirası derinliklerimde hissediyorum hala ve kaybetmedim de onlara olan inancımı.Sadece derinden beni sarsmasına izin verdiğim olayların hafızamdaki güzellikelri derinlere gömdüğünü ve hafızmın tahtına kurulduklarını fark ediyorum.
Ben yeniden okumya koyuluyorum tüm masalları ,okudukça öze yaklaştıracakalrından kuşkum yok beni.
Masallara merhaba yeniden, Zeynep'lere anlatacak masalarım olsun ve bir masal mirası bırakabileyim diye onların da yüreklerine...
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Şubat 09, 2008
1 yorum
Etiketler: masal
Gönderen
almina
zaman:
Çarşamba, Ocak 30, 2008
6
yorum
Etiketler: buluş
Aidiyet duygusunu yitirdiğimiz anlar vardır.Yeryüzündeki hiçbir coğrafyaya ait hissedemeyiz kendimizi.Her yer yabancı ,her yer bize huzur vermekten uzaktır.
Binlerce dakikayı geçirdiğimiz mekanlar da birden bildik olma sıfatını yitirirler.İnsanlar da bir anda bizim çok uzağımızda kalıvermiştir.Ne onlara aitizdir ne de onlar bize...
Aidiyet duygusunu yitirmek aslında kendi çıplaklığımızla kalış anımızdır.Eşyalar, insanlar,tatlar bizden uzaktır.Duyumsanan sadece bizizdir.Biz ve ait olunandır aşikar olan.
Böyle anlarda biliriz nedendir dünyaya sığamayışımız kimi an.Dar kılınışı nedendir dünyanın bize, herşey yabancılaştığı zaman anlarız.
Bize ait olanları yitirmek aslında bizim ait olduğumuzu düşündürür bize.Çözeriz aniden gelen yabancılaşma hissi nedendir...Ve fark ederiz bir kez daha özden uzak olan aidiyetlerin yok oluşu anda gizlidir.
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Ocak 15, 2008
6
yorum
Etiketler: arayış
Yorgunluğu iliklerime kadar hissetiğim anlar olur benim.Bedenim değildir yalnızca yorgunluk sancısı çeken.Sanki bana ait olan her zerre bunu ayrı ayrı duyumsamakta.
Kendimle kalmak ve bana ait olanlara kulak vermek istiyorum.Benden uzaklığım O'ndan uzaklığımla doğru oranıtlıdır, bilirim ben.Hatta yorgunluk sebebimin kendimle olamamkla ilgili olduğunu da bilirim.Yüzlerce öğrenci, yazılı kağıdı ve nefsime ağır gelip de haftada en az üç defa kurmak zorunda kaldığım cümleler arasında kaybolduğumun da farkındayım.
Sabah uyandığım an ile gecenin gelişindeki anın farkındayım sadece bu ara.Uyanıyorum ve start alıyorum, servis-okul-ders-ödev takibi-öğrenci görüşmesi-yazılı-tenefüs-servis-toplantı-seminer-ders...Gece yarısını geçmiş işte yine çoktan oysa yapacak ne çok şeyim vardı benim...
Kendimi duyumsayamadığım anlarda bir çocuk belirir hep içimde.Yüreği hayatla tanışalı henüz iki üç yıl olmus saçları kar beyazı, taraklara düşman olacak kadar da kıvrımları olan o beyaz saçlı kızın yüreğidir yüreğim o anlarda.Savunmasız, saf ve kırılgan.Tüm takvimlere ve yetişkin tanımlarına inat öylece durur o içimde.Her zamankinden alıngan, her zamankinden hassas olmama nedendir büyüyememk.Ve yorgun anlarım yetişkinliğe olan mesafemi uzatır.Hayat bu deyip geçemem olan hiç bir şeyi.Ve yorgunluğuma yorgunluk katarım...
Mola hakkımız keşke sadece belirli vakitlere hapsedilmemiş olsa.Kendimizden uzaklaştığımız an mola hakkı isteyebilsek.Büyütsek içimizdeki kırılgan yüreği.İlgi göstersek içimizde beliren o saf ve düzeni algılamakta zorlanan miniğe.Biz içimizdeki çocukla bir bütün olup özümüze yaklaşsak.Bilsek bizi bilmenin O'nu bilmek olduğunu.VE bilsek yorgunluk sebebimizin aslında O'ndan uzak olmak olduğunu.
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Ocak 07, 2008
6
yorum
Etiketler: arayış
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Aralık 24, 2007
8
yorum
Etiketler: arayış
Bayram günleri O'nun katında kampanyaların bol olduğu günlerdir.Bol bol bonus puan toplamak için verilen fırsat günleridir.Lütfen bonuslar toplayalım, bonus toplamak için yarışalım.Bir çocuğa bayram kıyafeti alalım, kapısına hüzün dolu gözlerle bakanların kapısını çalalım, birer tebessüm dağıtalım kırgın yüreklere, affedelim, af dileyelim.
Yüreklerimiz dile gelsin, İSTEYELİM, vereceğinden kuşku duymadan isteyelim.Kendimiz için istediğimizi tüm insanlar için isteyelim.Bayram neşesi serpilsin tüm yaşantımıza.Topladığımız bonuslarımız da karımız olsun geriye kalan bayramdan :).
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Aralık 18, 2007
6
yorum
Etiketler: ışık
Düşler vardır kökleri kendinizi anımsamaya başladığınız o ilk anlara kadar uzanır.Düş kurma eylemini en ustaca yapabildiğimiz , düşlerimizi gerçeklik sınırıyla daraltmadığımız hayallerimizdir onlar.Yürekten gerçek kılabileceğimize inandığımız hatta hayal ile gerçeklik sınırını sık sık karıştırdığımız düşlerimizdir onlar.
Hayal kurmanın hakkını sonuna kadar verdğimiz hiç bir düşümüz düş kalmaya mahkum değildir.Onun gerçeğe açılan bir kapısı vardır mutlaka.Biz düşlemekten vazgeçtikten yıllar sonra bile olsa bir gün o kapı aralanıverir.Davetsiz bir misafir gibi en umulmadık anda düşümüzün gerçekliği sızar gerçekliğin kapısından.Usul usul girer içeri ve düşümüz düş olma özelliğini yitiriverir bir anda.O artık geçeğin ta kendisidir.Yıllar önce ektiğiniz isteme tohumlarının neşv_ü nema bulmuş halidir.
Çocukluğumun ayrılmaz bir parçası Rossi Kirilova ve onun şarkıları.Karakterimin büyük bir kısmı onun şarkı sözleriyle şekillendi.Hal ve harektelerime onunla karşılaşabilecğim hayalini kurduğum anlarda derhal çeki düzen verirdim.Yeterince iyi olmayı başaramazssam onun beni hiç sevmeyeceğinden korkar ve şarkılarında verdiği mesajları hayatıma geçirmeye çalışırdım.Tüm hediyelerim onunla ilgili olurdu, onun plakları, posterleri, gazete küpürleri :).
Çok sıkıldığım anlarda durmadan ona anlatırdım yaşadıklarımı ,bir gün ses bulacağına inanırdım sessiz cümlelerimin.Göç (1989) sonrası düşler, düş kurabilme yeteneğim kayboldu bir yerlere.Dinlemeden edemediğim şarkılar yıllarca suskun kaldı.Anneannem, arkadaşlarım hepsi bir anda çok uzaklarda kaldı.Alıştığımdan farklı sessiz cümleler dolandı durdu zihnimde ve ben büyük düşümün sonsuza kadar sadece düş olarak kalmaya mahkum edildiğine inandım.
Sadece düşten ibaret olacağına inandığım başka düşlerim de oldu benim.Yıllarca bulgar arkadaşlarıma ulaşma hayali kurdum, hiç değilse bulgar bir arkadaşım olsun istedim.Ne aradıklarıma ulaşabildim ne de bulgar bir arkadaşım oldu.Bu düşümü de düş olmaya mahkum olanlar rafına kaldırdım.Cömertliğinden şüphe ettim belki de...
Ondokuz yıl sonra rafa kaldırdığım düşlerim gerçekliğin kapısından giriverdi hayatıma.Hazırlıksız yakalandım, habersiz gelen eski bir dostun uğraması gibiydi gelişleri.Çook eskilerden esintilerle gelmişlerdi.Buram buram çocukluğumu getirmişlerdi gelişleriyle.O'nun cömertliğinin ispatıydılar, O'nun büyüklüğünün birer nişanesiydi onlar.Haykırıyorlardı ''Vermek istemese, istemek vermezdi.''...
Bir gece google arama motoruna çocukluğumdaki şarkıcının adını yazdım.Myspace sayfası cıktı karşıma, günlerce heyecanla dolandım sayfada.Nihayet hatırı sayılır bir zamandır bende duran sessiz cümleleri bir araya getirdim ve mail gönderdim.Yıllardır adresine ulaştırmadığım kelimeleri bir bir sıraladım, gecikmiş bir teşekkürle noktaladım yazdıklarımı.Ertesi gün maillerime bakmak için teneffüs arası bilgisayar başına geçtim, cevap almam 12 saatten az sürmüştü.Mutlu oldum, içimdeki sessiz cümlelere vefalı davranmış onları gerçek sahiplerine ulaştırmıştım, o da bunlara kayıtısz kalmamıştı.Şimdi yazışıyoruz arada :).Bir çocukluk düşü aynı ülke topraklarında yaşarken gerçek olamamıştı ama onca ayrılık ve hüzünden sonra ve artık farklı dillerin egemenliği sürereken bizde geçekliğin kapısından girivermişti işte.
Rossi'nin sayfasından Maria'ya ulaştım.Bulgaristan ve arkadaş özlemimi yazdım ona.Gecikmedi yanıtı, kapıları açık bir arkadaş buldum.Yüreği sıcacık, aynı şarkılar ve aynı masallarla büyümüş bulgar bir arkadaşım oldu.Yüreklerimizin dili aynı , ırkımız , dinimiz dilimiz ayrı olsa da...
Hayaller kuralım, hakkını sonuna kadar verelim hayal kurmanın.Gerçeklik sınırına takılmayalım hiç.Gün gelir tohumunu attığınız düşleriniz ansızın çalıverir kapınızı.Ben gibi şaşırır kalırısınız, hazırlıksız yakalanırsınız ve en önemlisi de O'nun cömertliği karşısında iki büklüm olursunuz,umut kestiğiniz için düşlerinizden :)
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Aralık 17, 2007
3
yorum
Etiketler: ışık
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Kasım 24, 2007
1 yorum
Etiketler: ışık
Bir aşkta zafer kazanan taraf var mıdır?Yürek acının ağırlığı altında ezilerek var olmaya çalıştıysa bunca zaman, kazanan olmak neye yarar?
Savaşların içinde güzel olanlar vardır, insanların hayata daha barışık devam etmesini sağlayan.Topla tüfekle yapılan savaşlardan değildir ama onlar.Kalptekilerin terk edip gitmek istemeleri karşısında tarafların tüm yürekliliklerini ortaya koyarak, yaşananları dile getirip her iki yüreği de azad etmeye çalışması için yapılan savaşları kast ediyorum ben.
Kıyasıya yapılması gerek bir mücadeledir bu hakkı verildiğinde her iki taraf galip ayrılır meydandan.Ve hayat iki yüreğe de daha yaşanılır olur, geriye dönüp bakmalarda dudaklarda eskiye dair bir tebessüm kalır. Bir tebessüm , büyük bir ödüldür o her iki galibe de.
Acıya mahkum edilenlerden olmak, yenik taraf olmaya mahkum edilmek hem de hiç savaş meydanına çıkmadan yaşanabilecek en hüzün dolu yıllara gebe bırakır insanı.Söyleyemedikleriniz durmadan hortlar içinizde, hangi sözcüğü nereye uzaklaştıracağınızı şaşırır kalırsınız.Uyku sizden uzaktır, hayal ve tebessüm en ulaşılmazlarınızdır artık.Zaferini ilan edenin yıkıcı sözleri, içinizde hiç bir şeyle söndürülemeyecek bir yangını başlatır.Divaneye dönersiniz, harp meydanına çıksanız nafile muhatabınız yoktur ortada.O yıkıp, yakıp hiç fark ettirmeden gidivermiştir kalleşçe.Ulaşacak ne gücünüz vardır artık ona, ne de aralık bir kapınız vardır onda.Yangınınızdır her an hüküm sürdüren sizde.Gözyaşları hükümsüzdür ya gönül yangınını söndürmede, akıtmak onları fayda getirmez yüreğinize.
Yüzüne tebbessüm kondurabilenler size göre en büyük mucizeyei gerçekleştirebilenlerdir çünkü siz o an tüm tebesssümlerden çok uzaktasınzıdır...
Zaman geçer O'na sığınırsınız bir kez daha tokat gibi çarpar yüzünüze en vefalı olanı fark etmek.Yüzünüzü O'na dönersiniz, sadece O'ndan istersiniz, iliklerinize kadar yangın söndürücünün ancak O olduğunu duyumsarsınız.Mahçupsunuzdur, vefasızlığınız boyun büktür size ama gene de bilirsiniz ki gidecek başka kapınız yoktur.O'dur tek dayanağınız.Ve elbette O'nun size cömertçe sunduğu dostlarınız yaralarınızı sarmada en büyük yardımcılarınızdır(İyi olup güzel işler yapmayı başardığım her andaki sevaplarım ne olur dostlarımın hanesine de yazılsın!).
...
Harp meydanından kaçana gelince hiç ummadığınız anda çıkarılır karşınıza.Zaferden iz yoktur artık onda.Yüzünüzün aydınlığı şaşırtır onu,
''Nasıl bu kadar iyi olabildin sen?''...
Dillendirirsiniz yaşadıkalrınızı, yangınınızı anlatırsınız, maruz kaldıklarınızı ;ama fark edersiniz ki karşınızdaki tüm duygularını bir tek duyguya değişmiştir.Tüm sözcükler ona çarpıp geri dönmeye mahkumdur artık.Ve o hayatın anlamını anlamaktan uzaktır .Hayret duygusunu yitirmiştir ve hayal uzaktır artık ona...
Karlar Kraliçesi masalını anlatırsınız duygularını geri vermek istersiniz ona ama o masalı anlamaktan bile uzaktır .Bir damla göz yaşı canlandırmıştı masalda yitirilen tüm duyguları ama o masalı imgesel anlatım olarak algılayabilecek kabiliyete mahkumdur sadece...
Uzaklaşır gidersiniz gördüklerinizin sizde oluşturduğu dehşetle. O günlerden kalma bir sızı kaplar benliğinizi.Anlarsınız ki acıtmak sizin için zafer değildir, karşı taraftan farklıdır çünkü yüreğiniz...
Aydınlat yüreğimi(zi), baş edebilme gücü ver yaşadıkalrım(ız)la ve geçmişin tek bir izi kalmasın üzerim(iz)de.
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Kasım 03, 2007
16
yorum
Etiketler: ukde
Kelimelerin benden gizlendiği zamanlar vardır.İşte onlardan birini yaşıyorum şu anda.Bir bilseler ne kadar ihtiyacım olduğunu onlara.Nazan Bekiroğlu'nun kalp ve kelimelerle ilgili yazısı geliyor aklıma.Kalp sonsuz duyuşla yüklüdür ama kendini ifade için sınırlı olan kelimelre muhtaçtır...
Kalbimde bir hareket var, pek çok duygu aynı anda barınmakta şu anda onda.Hatta sanki duyumsadığım tüm duygular aynı anda uğramış ona.Her biri an an hissettiriyor kendini.Hızlı geçişler yaşıyorum, en zıt duyguları bir ana sığdırıyorum.Hüzünden neşeye, yeisten umuda geçiyorum.Ve kendime hayret ediyorum .
Duyguların şöleni var bugün benim kalbimde.Her biri kendi gösterisini ustaca sergilemekte.Kalbim duygularımın emrine amade, her birinin ziyaretini hakkıyla karşılamakta.Her duygu hafızamda ayrı bir kare geçişine sebep.
Her kare ayrı bir sevinç ya da hüzne gebe.Anneannemi özlediğimi duyumsuyorum gene.İyi ki vardı hayatımda diyorum, gözlerimi kapatıp tüm kalbimle rahmet diliyorum ona.
Çocukluk anılarım neşelendiriyor beni, yaptığım yaramazlıklar geliyor aklıma.O dönemlerdeki çocuktan geriye hala çok şey kaldığını fark ediyorum bende.
Rossi'yi hatırlıyorum, bana kazandırdıklarını (yazarım size bir ara).Rossi'den aldığım maile bakıyorum ve mutlu oluyorum...
Hüznü kendimden hiç uzak tutamadığım günler geliyor gözümün önüne hüznün ziyareti sırasında.Umud yetişiyorum imdadıma, şu andaki benin hafifliği geçmişin hüznünü alıp götürüyor.
Coşkunun belirmesiyle öğrencilerim beliriyor gözümde ve ne mi oluyor?Kocaman bir tebessüm oluşuyor dudaklarımda.Kalbim daha hızlı atıyor, heyecanlanıyorum, beynim bir sürü plan programa odaklanıyor hemen.
Vefa hissi dostlarımı hatırlatıyor.Vefa gösterenleri de göstermeyenleri de anımsıyorum.Ve O'nun bana bu konuda ne kadar cömert olduğunu fark ediyorum bir kez daha.Seviyorum onları, onlarla birlikte olduğum anları ve onların gönül zenginliklerini.
Bir duygu var ki varlığını hissettirmekte kararlı ben ise kelimelerin bu geceki vefasızlığından dolayı duyumsamamakta karalıyım onu.
Gönül koyma bana hiç.Anlatacak sözcükler bulamıyorum seni.Kime ne desem , nasıl doğru anlatsam.Seni mutlu etmek için ne yapsam.Senin bende olman ya da olmaman hangi hüküm iledir bir bilsem.
Sözüm olsun sana seni en derinimde duyumsadığımda sadece senin şölenine açılacak kalp kapılarım.Ve sözcükler nereye giderse gitsin o an yürek gücüyle dillendireceğim seni.
Gecenin hiç bir anını kaçırmak istem aslında.Her duygu da sergilesin kendi zenginliğini.Ve ben sabaha daha dingin ve kendini bilmeye bir adım daha yaklaşmış olarak başlıyayım.
Tüm bu duygu geçişleri arasında fark ediyorum ki kalbimin incinen yerleri sarılmış.Kalan ne mi olmuş?Hafif bir sızı...
Gönderen
almina
zaman:
Perşembe, Ekim 25, 2007
2
yorum
Etiketler: buluş
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Ekim 21, 2007
10
yorum
Etiketler: güncel
Çok şey yazmak geliyor içimden hem de öyle çok şey ki bir türlü sıraya koyamıyorum yazmak istediklerimi.
İki gün önce yağan yağmur sonrasında oluşan ve ders sırasında fark ettiğim gökkuşağını görünce ne yaptığımı anlatmak istiyorum mesela.Öğrencilerimin ders ortasında;
''herkes camın önüne gelsin ''
deyişimle yaşadığı şaşkınlığı, gökkuşağına yöneltilen hayran bakışları O'na yöneltmeye çalışımı da anlatmak isityorum.
Öğrencilerimi ne kadar sevdiğimi, ders sırasında bazılarına sımsıkı sarılmamak için kendimi ne kadar zor tuttuğumu da anlatmalıyım ben size.Hatta içimde hiç bağışlayamadığım ama bağışlamayı gerçekten çok istediğim birinin olduğundan da belki söz etmeliyim .Her gün yeni kararlar aldığımı ama gün bitmeden kararlarıma yenildiğimi de itiraf etmeliyim belki.
Çatıdan salonuma su damladığını yağmur zamanında ama buna çok da aldırmadığımı bilmek de hakkınız olabilir.Kendimle baş başa kaldığım zamanların beni mutlu ettiğini ve o anlarda sakinleştiğimi de belirtmeliyim bence.
Bugün Pass'ın söz ettiği boşluğa imrendiğimi de bilmelisiniz.Dünyaya dair herşeyin uçup gitmesi ve ondan geriye kalan doluluğa aslında ne kadar ihtiyacım olduğunu da bilgilerinize sunmalıyım ben.
İki dostumla ilgili içimde kopan fırtınaları ve ilk defa adım atmakta bu kadar geciktiğimi de bilmeniz gerek.
Eskiye oranla daha güçlü olduğumu ve ...(bu bana kalsın ama ya )
Takip ettiğim bloglardaki arkadaşların yazılarının yüreğime dokunduğunu ve farkında olmadan gönlümde yer ettiklerini de bilin.
Ve yukarıya neden gökkuşağı resmi değil de çiçek resmi koyduğumu da açıklamalıyım ben.
İstedim ki sayfayı tıklayan herkese bir demet çiçek gelsin benden.Visitor Map'ten farklı şehirlerden uğrayanların olduğunu görüyorum ben, bazıları sıkça tıklamakta uzunca kalmakta ama bildirmemekte kendini.Tıklayan herkese hatta Tekirdağa'dan tıklayanlara da gelsin demetlerimizden.
Hepinize sevgiler...
Gönderen
almina
zaman:
Çarşamba, Ekim 17, 2007
10
yorum
Etiketler: buluş

Kendimi hayal kırıklığına uğrattığım kadar kimseyi hayal kırıklığına uğratmıyorumdur herhalde.En gerçek kılamadığım sözleri kendime, en uygulayamadığım kararları da kendime ben aldırıyorum gene.Her hatamı fark ettiğimde saatlerce kendimi ben hırpalayaıp, pişmanlıkla kendimi yiyip bitiren de benim.Rotamı melekler üstü menizllere ayarlayan benim, bir anda aşağıların da aşağısına kendimi indiren gene ben.İnişin kalpteki sızından sonra, göklere kanatlanan gene benim.
Kalbimi kırılmaya müsait hale getiren ben, başkalarının densizliklerinden incinen gene ben.Aynı noktadan kırılabilen gene ben...
Yapmam gereknleri bilen ben, kırgınlık nedenlerimi bilen ben, durmam gerken çizgiyi bilen ben ama bir türlü yapılması gerekeni yapmayan gene benim.
Kendimle savaşım en büyük mücadelem.Yenilen fakat bir türlü yenemeyen gene ben.
Yeni bir gün ya şimdi, yeni kararlar aldım ben yine :).Kim bilir yenerim belki birgün kendimi ben ...
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Ekim 15, 2007
6
yorum
Etiketler: arayış

Bu bayramda bayramın insan ailesinin yanında değilse anlamını yitirdiğini anladım.Keşke bir günlüğüne de olsa gitseydim dedim…
Bayramı ailemden uzaktayken ne anlamlandırabilir diye düşündüm;
Eskileri hatırlamak, vefa göstermek demekti biraz da bayram.Eskilere ulaşmaya karar verdim.
Telefon defterimi karıştırdım uzun bir aradan sonra.Alfabetik sırayla telefon defterimdeki tüm isimleri taradım.Bir kısmında uzun uzun takılı kaldım, yüzümde tatlı tebessümler oluştu.Bir kısmını anımsayamadım, bir kısmını anımsadım ama yüreğimde yer etmediklerini fark ettim.Bir kısmına ulaşmak için çabaladım…
Üniversitenin hazırlık sınıfındayken o zaman son sınıfta olan Nurgül ‘ü aradım(on iki yıl önceki numara kayıtlı defterimde)telefon çaldı, yüreğim yerinden çıkacak sandım.Bir anda on iki yıllık zaman kalktı ortadan, taptazeydi yüreğimdeki her şey.Özlemişim Nurgül’ü, hem de çok.Bir kaç aylık paylaşım yıllarca sürecek muhabbet tohumu ekmiş yüreğime.Telefondaki bekleme süresi uzadıkça içimdeki özlem de hüzne dönüştü, açan olmadı telefonu.Belli ki izini kaybetmiştim…
Yurda kayıt yaptırmaya gittiğimizde yurt bahçesinde tanıştığımız Antalyalı bir kız vardı.Yıllarca sürdü dostluğumuz, mesafeler ve zaman girdiyse de araya biz hep kaldığımız yerden devam ettik her görüşmemizde.Hatice İsrail’de aylardır Dila için mücadele ediyorlar.İki kez ilik nakli yapıldı ama ben dört aydır bağlantı kuramıyorum onunla.Bayram ya bugün annesine ulaşmak istedim.Hem bayramını kutlamak hem de haber almak için.Evde yoktu teyze ama Yasemin’ den aldım haberlerini.İkinci ilik nakli başarılıymış fakat nakil sırasında bulaşan bir virüsle mücadele ediyorlarmış şimdi de.Teyze ile konuşmayı çok isterdim sadece bir kez görmüştük birbirimizi ama yurtta Hatice’nin telefonlarına her baktığımda annemle konuşmuş kadar mutlu olurdum ben ve biliyorum ki o da Hatice ile konuşmuş kadar rahatlatırdı içini.Sevgilerimi ilettim ona ve kapattım telefonu.
M harfinde ilk öğretmenlik yılımdan bir öğrencime takıldı gözlerim, yıllar olmuştu görüşmeyeli.Şimdilerde doktorluk yapıyor olmalıydı.Heyecanla aradım ve film şeridi gibi ilk öğretmenlik yılım geldi gözlerimin önüne.Arkadaş , abla ve öğretmenliği birleştirmeye çalışıyordum.İlk dersteki öğrenci tepkileri geldi aklıma :
’’Hocam, abla desek olur mu size?Ne de olsa çok fark yok aramızda.’’, ders Çıkışı ne çok kızmıştım idareye.İlk yılımda ne diye lise üç sınıfı vermişlerdi ki bana.Birkaç ay sonra ben iyi bir öğretmen olmayı başarmıştım onların gözlerinde.Dolu dolu dersler ve paylaşımlarımız olmuştu.Mezuniyet törenlerinde onlarla beraber ağlamaktan gözlerim şişmişti.Uzun süre sınıflarındaki yeni öğrencilere alışamamıştım.Mizbah’a ulaşamamıştım, telefondaki ses ‘’Vodafona kayıtlı böyle bir numara bulunmamaktadır’’diyordu.
Bir arkadaşımı aradım sonra , izini kaybetmiştim üç yıldır ama ulaşamadım.Defterin sayfalarını karıştırdıkça yüreğimde yer eden ne çok insan olduğunu da fark ettim.Ve işte yine o duygu kaplamıştı yüreğimi, ÖZLEM.
Bayramdı, yürek özlemle doluydu.Eski bayramlara duyulan özlem değildi bu sadece.Anneye, babaya, kardeşe, yeğene, eski dostlara , çiçeklere ,ANNEANNE’ye duyulan bir özlemdi.
ÖZLEM ki yürekte hep bir sızıya nedendi...
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Ekim 13, 2007
10
yorum
Etiketler: özlem

Bilmelerden uzaktayken seni, aydınlığın güzelliğini haykırmaktı isteğim.Baktığım her yüzde aydınlık emaresi görmekti en büyük dileğim.
Sahip olabileceğim en kıymetli şeye sahip olmuştum, hayatım anlam kazanmıştı.Hiçbir şey boş değildi, anlamıştım.Henüz duygularım samimiyetsizlikle tanışmamıştı.Aydınlık sıradanlaşmamıştım benim için.Ülfet kelimesinin anlamını sözlükten araştırmıştım, bana ne uzak görünmüştü o dönemde bu sözcük.
Oturduğum semtin sokaklarını arşınlarken ışık yanan camlara bakıp var mı ben gibi birileri diye düşünürdüm hep.Dudaklarım aydın yüreklerin çoğalması dileğine odaklanırdı o zamanlar.
Bilmem gereken çok şey vardı, satırlar arsında yolculuk yapıyordum gün boyu.Beynimde hep aynı düşünceyle; aydınlatmak için ne yapmak gerek?
Bir gece sen geldin rüyama , aynı soruyu yönelttin bana.Şaşırmıştım, sen de kimdin?Zamane gençleri arasında eski kıyafetli birinin ne işi vardı?Hiç anlam yükleyememiştim gördüklerime.
Yıllar geçti aradan ve ben seni gördüğüm ilk resimde tanıdım…
Aradan öyle uzun yıllar geçti ki sen bana o soruyu yönelteli ve ben bana onu yöneltmeyeli.Soru sormaz oldum buna dair kendime.Aynı caddeleri arşınlıyorum her yaz ben gene.Tüm pencerelerde ışık var şimdi, aklıma hiç gelmiyor ama ışığı yanan evlerdeki yüreklerde yanıyor mu diye ışık.Ülfeti en iyi ben anlatıyorum şimdi.Sadece sözlükteki anlamdan ibaret değil ülfet bana.Takılıp kalıyorum aynı noktaya ve ondan sıra gelmiyor diğer meselelere.
Bir gece gene gel desem bilirim, gelmezsin.Bir soru daha sor bana desem, sormazsın.
Bilirim o zaman bildiğin gibi dertlendiklerimi şimdi de bilirsin.Dert benim derdim bilirsin.
Dertlendiklerinle dertlenmeyi diliyorum ama inan bana.Derdin derdim olunca bilirim gelirsin yine…
Aydınlat yüreğimi(zi)…
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Ekim 08, 2007
9
yorum
Etiketler: ışık
.jpg)
İçimizdeki umudun, neşenin ve yaşam kaynağının çok derinlere saklandığı anlar vardır.Ne kadar uğraşırsak uğraşalım onları kuytu yerlerinden çıkarmak tek başımıza başarabileceğimiz bir iş olmaz bazen.Kolay pes ederiz onların gün yüzüne çıkmamadaki kararlılığını görünce, düşük omuzlarla başlarız güne ve gözlerimize bir hüzün perdesi eşlik eder hep.Bu durum hiç geçmeyecek sanırız ve acının kalbimize girmesine izin veririz...
Bizim uzun zaman uğraşıp da bir türlü gün yüzüne çıkmaya ikna edemediğimiz yaşama sevincimiz bir dostla karşılaştığımız anda ansızın tüm ihtişamıyla belirir içimizde.Hem de öyle pervasız belirir ki bizi gören bu güzel duygular hiç mola haklarını kullanmadı sanır.Bir anda aralanır hüzün perdesi, içimiz kıpır kıpırdır artık.Dünyayı daha yaşanılır kılmak gerektiğini anımsarız tekrar.Ve kollarımızı sıvarız;yeniden sımsıkı tutunmuşuzdur hayata.
Bir dost sıcaklığı kalbimizin üşüyen yerlerini ısıtıverir bir anda.Bir dost eli burukluğumuza ilaç olur, yalnızlığımızı giderir.Bir dost sarılmasıdır içimizdeki sevgi zerreciklerini çoğaltan.
Bugün sevdiklerimle bir aradaydım ben.Dost elini, dost sıcaklığını hissettim derinden.Üşümüş olan yanlarımın ısındığını fark ettim.Hüzün perdesi kalktı gözlerimin önünden.Ve biliyorum ki biz birbirimizden aldığımız güçle derinliklerimize saklananları gün yüzüne çıkarıp ayrıldık birbirimizden.
Sizi seviyorum :)
Not; Dostlarla olan buluşmamı gerçekleştirebilmeme yardımcı olan ve onca yolu OGS trafik demeden arşınlayan zat_ı muhtereme buradan teşekkürlerimi sunuyorum.Yolumuz süresince kat ettiğimiz her kilometredeki santimetreler kadar huzur, neşe ve mutluluk gelsin yüreğinize efendim :)
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Eylül 30, 2007
10
yorum
Etiketler: ışık

Kendimi dünyaya ait hissedemiyorum özellikle son on gündür.Tamam kabul ediyorum sinemada herkesin güldüğü sahnede ağlayasım geliyor(zor ya da komik duruma düşen kahramanla inanılmaz empati
kurarım ve onun adına üzülürüm) ve salondaki topluluğun dışında hissediyorum kendimi.Geçici bir ait olamama duygusudur ama sinemadaki.Dışarı çıktığımda kaybolur gider.Benim anlatmaya çalıştığım bundan daha farklı bir durum.
Vakit rahmet vakti olduğundan belki benim şu hiç söz dinlemeyen kalbim başka duyuşla yüklü bu ara...
Gene çok ilgilendiriyor beni etrafımda gördüklerimin ne halde olduğu.Üzügün bir yüz içimde sızıya neden oluyor hiç tanımadığım halde tebessüm kondurmak istiyorum o yüze hüzün yerine.Birini kırmaktan ölesiye korkuyorum (kimseyi kırmıyorum demek değil tabi bu ), kırılmayı tercih ediyorum.Cüretkar cümleler kurmaktan çekiniyorum, cümlenin sebep olabileceklerini hesab etmeye çalışıyorum.Biliyorum yanlış zanlara dayanarak sarf edilen cümlelerin verilmek zorundadır hesabı.
Derse giriyorum, dakikaların hakkını verememenin endişesini taşıyorum.Kırk dakika beni izleyen otuz çift gözün ''Hocam, anlattıklarınızdan daha önemli olan şeyleri neden anlatmadınız?'' demesinden korkuyorum bir gün.
Kırıldığım halde susmayı deniyorum çünkü biliyorum karşı taraf hatasını kabul etmeyecek.Tolere etmeyi hiç bilmeyeni hep tolere ediyorum.(Öğrencilerin menfaati söz konusu olduğunda direniyorum sadece).
Gene vakit rahmet vakti olduğundan belki hüzün daha kolay uğruyor bana.Sokağa karanlık çöktüğü an gördüklerim kalbimi hüzün denizlerine salıveriyor.Vaktin ne vakti olduğundan habersiz nefes alanları gördüğümde binlerce parçaya bölünüyorum.Keşke diyorum...
Ve benim bu hallerime hayretle bakıp anlam veremeynlere şaşkınlıkla bakıyorum.
Ölçüyü bilseniz diyorum içimden daha hassas olmam konusunda uyarırdınız belki beni.
Aklıma geliyor;
''Komşusu açken tok yatan bizden değildir''.
YAĞMUR,
Bak işte vakit rahmet vaktidir.Yağ demiştim sana katılaşan kalplerimize, sızıver içeri, yumuşat yüreklerimizi.Hüzünlü bir yürek gördüğümüzde bir hüzün de bizim yüreğimize dokunsun.Ağlayan bir göz gördüğümüzde bir gözyaşı da bizim gözümüzde belirsin.
Gel ve kuşatma altına al kalplerimizi.Al ki ne biz onlara ne de onlar bize hayretle baksın...
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Eylül 23, 2007
Etiketler: arayış

Kalp hissedebilmeyi dilediğinde mahzun gönülleri o gönüller için bir fener kesilir.Kalp sahibi farkında değildir dıştaki yansımasının ne olduğundan ama onun ışığına ihtiyaç duyanın gönlü hissetmiş ve akıtmıştır gönlünü ona doğru.
İlk günden farkında olmadan gözlerim hep bir kız öğrencime odaklandı, hissettiklerimin dışında görünürde bir sebep yoktu bunun için.Tek tek inceledim sınıfımdaki yüzleri ama hiçbir yüzde öyle takılı kalmadı gözlerim.Utanmasam ilk günden yanıma gelmesini isteyip bir teneffüsü beraber geçirelim diyecektim.Konuşmalarımızdan hislerimin nedenini bulmaya çalışacaktım.Tuttum kendimi, daha çok erkendi hem çocuk neden açılsındı ki bana ilk günden.
Bugün yılın ilk rehberlik dersine girecektim.Ders dışında onları tanımaya yönelik bir etkinlik yapabilirdim.Gözlerimin dalıp gittiği kızımla da sohbet edebilirdim.Bunu heyecanıyla son ingilizce dersinden çıktım, rehberlik heyecanı sarmıştı beni.
Öğretmenler odasına girmek üzereyken gözlerimin takılıp kaldığı kız öğrenci geldi yanıma.
''Rehberlik dersine girmesem, bana izin verir misiniz ?'' dedi.
İçimden ben kaç gündür bu dersi bekliyorum senin için demek istedim, diyemedim.
Sadece büyük bir hayal kırkılığıyla neden diye sorabildim.Cevap alamayınca bir köşe bulup oturduk, tüm yüreğim açmıştı artık ona kapılarını.Anlat dedim, önce gözyaşları geldi dile...
Kısa bir süre onları dinledim, gözyaşı neleri anlatır bilirdim ben...Sözcüklere geldi sıra, her kelime gözyaşına paralel yoğunluktaydı...(Rehberlikte gizlilik esas olduğundan sözcükler yer alamamkta bu postta).
Vakit rahmet ayıydı ve rahmet sağnak sağnak yağmaya devam etmekteydi.Rahmeti anlatmak istedim ona, yalnız olmadığını ve yaşamakta olduğunu kaldırabilecek gücün ona verildiğini söyledim.Geçecek herşey iyi olacak dedim.Gün gelecek o dönemde yaşadıklarım daha farklı kılmış benim yüreğimi diyeceksin dedim.Zorluklar olgunlaştırı insanı , yeter ki pes etme dedim.
Konuşmamız bittiğinde yüzünde küçük de olsa bir tebessüm oluşmuştu.
Öğretmenler odasına girdim konuşma boyunca gözlerimde kurduğum setleri fırlatıp attım ve bıraktım gözlerimdeki yaşları...
Ay rahmet ayıydı, kalp mahzun gönüllere ulaşmayı dilemişti.Hiç farkında değildi kalp dıştaki yansımasından.Ne kalp sahibi ne de mahzun gönül sahibi birbirinin farkındaydı.İki gönlü de hükmü altında tutan buluşturmuştu iki yüreği aynı noktada.
Vakit rahmet vaktidir...
Gönderen
almina
zaman:
Perşembe, Eylül 20, 2007
12
yorum
Etiketler: buluş

Uzun bir aradan sonra yeni döneme yoğun bir tempoyla başladım.Ders programımı görünce şaşırdım biraz, çok tatil yaptığımı anlamış olacaklar tek bir boşluk yok programımda.
Hiç girrmediğim kadar çok sınıfın dersine giriyorum, kafam karışıyor nerde ne anlattım :).Sağ elden yardım almalı (tam 10 farklı sınıfın uc farklı dersıne gıryorum ben bu yıl) nerde ne konuşulmuştu yazmalı.Sınıfımı sevdim, galiba onlar da beni.Güzel iş bizimkisi, gönlünü tepe tepe kullandığın...
Okul çıkışı arkadaşıma gitim yıl içinde yapacaklarımızı programlamak için, sanırım ev kuşu hayali gene suya düştü.Yapılacak çok şeyimiz var hala...
Otobüse bindim eve dönüşte.Tekerlekerin hızına eşlik etti gözlerim, camdan hızla akıp giden manzarayı seyrettim.Görmeseydim keşke gördüklerimi o zaman yağmurun yağmasını bu kadar çok istemezdim.Gördüm ve keşke dedim;
Şimdi gelsen iliklerimize kadar ıslatsan bizi ve arındırsan hatalarımızdan.Sonra kalplerimize nüfuz etsen taşlaşmış kalplerimize çarpıp gitmesen.Dirensen ve bir yol bulsan, sızssan yavaşça içeri.Bir yumuşaklık gelse kalperimize, bu günlerde yağan rahmet yağmurunu fark etse alıcılarımız.
Ve gökyüzüne açılsa avuçlarımız, gönülden istesek, kendimiz için istediğimizi ötekiler için de istesek.Öyle çok istesek ki yağmur, ille de yağmur yağmalı dedirtecek manzaralara sebep olan kalmasa hiç...
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Eylül 17, 2007
46
yorum
Mor menekşeyi çok özlediğim anlar olur.Evlerimizde cam önlerine koyduğumuz saksıdaki menekşe değil özlediğim.Kırlarda, çalı diplerinde yetişen minicik mis kokulu narin çiçekten söz ediyorum ben.
Menekşe çocukluğum demek , anneannem demek benim için.Her menekşe özlemim de anneanneme ve çocukluğuma duyduğum özlemdir aslında.Arama motoruna menekşe yazıp menekşe resimlerine bakmak bile hafifletiyor beni.Ekrana bakıp dalıyorum, eskilere gidiyorum, anneannemin sıcaklığını duyumsuyorum.Kır çiçekleri arasında geçen çocukluğum canlanıyor gözlerimde.Minnetle doluyor içim, yüreğim anneannem ve kır çiçekleriyle örüldüğü için…
Üşüyen yanlarıma bir demet menekşe ile dokunsam biliyorum ısınacak bedenim, aydınlanacak yüreğim.Umut tohumları serpilecek gönlüme, dinginleşecek ruhum.
Yüreğim her üşüdüğünde bir demet çiçek alışım kendime bundandır benim; menekşe özlemimi hafifletmek ve aydınlatmak yüreğimi.
Bir demet menekşe niyetine bir buket çiçek almalı kendime en kısa zamanda.
Güneşte üşüdüm, vakit çiçek vaktidir …
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Eylül 16, 2007
39
yorum
Etiketler: özlem

Parmaklarım evimde bir ev sakini gibi oturmaya başladığım günleri saymaya yetmiyor.Uzun zamandan sonra eskisi gibi evimde oturuyorum, kitap okuyorum,yemek yapıyorum hatta yorulunca kestiriyorum bile.Son iki yıldır sabah çıkıp gece eve gelebiliyordum sadece.Ev otelden farksız olmuştu benim için, hep bir koşuşturmaca içinde geçti gitti günler.Dilerim elimde kalan bonuslarım olmuştur o günlerden geriye.
Yorgunum hem de çok yorgun.Neyin yorgunuyum diye sormayın bana.Cevabı bulmak en az şu anki kadar yorar beni emin olun.
İki gün sonra okul açılacak ve belki benim tempom gene başlayacak önceki kadar yoğun olmasa da.Yoğunluğun tek faydası var bana, yorgunluğumu duyumsayacak vakit bırakmaması bana.Aslında ben bu ara öncesinde duyumsamadığım bütün yorgunlukları toptan hissediyorum.Birikmiş mola hakkımı kullanıyorum.Ve anlıyorum ki irademiz dışındaki yoğunluklarımız ihtiyacımıza göre tayin edilirmiş.
Kendimle kalmak uzun bir aradan sonra korkutmuştu beni.Geçen sene bu zamanlar kendimle kaldığım anda yangınım alev alır gözyaşlarım hükmünü yitirirdi onu söndürmede.
Şimdi acı daha katlanılır çünkü kendimi bağışlamayı öğreniyorum ben.Kendi sorumluluklarımı göğüslüyorum sadece, daha az haksızlık ediyorum kendime.Onarıyorum zedelenen yanlarımı.Umutlanıyorum geleceğe dair, O’na el açıp istiyorum ama biliyorum takdir O’nun.
Bir gün içimde hiç sızı kalmadığında hiç bağışlayamadığımı da bağışlayabilmeyi umuyorum.Neden mi?
SADECE HAFİFLEYEBİLMEK İÇİN…
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Eylül 15, 2007
5
yorum
Etiketler: kalıntı
Balım benim, neşe kaynağım,akıl küpüm, yüz güldürenim, yaramazlıktan iflahımı kesenim,uğur böceğim, küçük İzauram.
Teyzecim hiçbir anını kaçırmak istemeyen ben şimdi yüzüne hasret.Ne vardı o kadar uzaklara gidecek.Malatya'nın bir türküsünü bilirdim ben bir de kayısısını, ondan belki sevimli gelirdi bu şehir bana.Şimdi Malatya sadece hasreti anlatıyor bana, hasret ki yürekte sızıya sebeptir hep.
Bazen öyle çok özlüyorum ki seni kuş olup uçasım geliyor, bir kerecik sarılsam, öpüp koklasam yüreğim hafifler sanıyorum.
Annenden alıyorum haberlerini, her gün soruyorum günlük keşiflerini , marifetlerini.Lügatine yeni kelimeler eklenmiş bu ara .Bahçede oynayan abilerin topları peşine koşuyormuşsun.Dışarı çıktığında yürümek fiili ortadan kalkıyormuş senin için, yerini koşmak alıyormuş.
Ekonomik dengelerim alt üst oldu varlığından haberdar olduğum günden beri.Bu ayrılık bir ekonomik dengelerime yarayacak diye düşünmüştüm ama yanıldım.Mağza vitrinlerinde hala gözlerim hep alıyorum cici bulduklarımı; geldiğinde hepsini birden veririm sana.
Sen yakınımda olsan biliyorum ben daha az incinecek yüreğim.Hüzünlerim az sevinçlerim çok olacak...
ÖZLEM;
Ne çok çeşidin varmış meğer senin. Her biri ayrı bir yürek acısı.Ve sen ne cömertmişsin meğer bana uğrama konusunda.Sitem sanma sakın bu satrıları.Uğradığın kaç yürek hakkını verebildi ki senin?Ben gelişlerinin hakkını sonuna kadar verenlerdenim, hoşnutsun sen bendeki misafirliğinden.Ama unutma ziyaretin kısa olanı makbuldür.
Vuslatın güzelliği özlemin derinliği ile doğru orantılıdır.Teyzecim, gün sayıyorum kucaklamak için seni ve o günü düşünmek bile yüzümde tebessüme neden oluyor.Çabuk geçsin günler, takvimler hızlı aksın gitsin.Ve gelsin bizim vuslat günümüz...
SENİ SEVİYORUM.
Ramazan,özlem duyduğumuz aylardan.İçinde binlerce sır dolu anı barındıran ay.Arınmışlığın hafifliğini yaşayabilmek duasıyla...
Gönderen
almina
zaman:
Çarşamba, Eylül 12, 2007
15
yorum
Etiketler: biz

Bir dosta itafen yazılmıştır.
Kelimelerin derinlere saklandığı ve gün yüzüne çıkmamak için direndiği zamanlar olur.Böyle anlarda sessiz cümleler kurarız.Karşımızdaki kişi cümlemizin tek bir harfine bile tanıklık edemez ama.Oysa biz durmadan içimizde onunla konuşuruz.Biriktirdiğimiz her şeyi bir şarkının nakaratı gibi tekrarlarız, tekrarlamakla kalmaz arada güzel anılarda tebessüm eder, kırgınlılarda gözyaşı dökeriz.
Konuşmalarımızı kendimizle yapmaya başladığımız dönemlerde bize en yakın olan birden en uzağımız oluverir.Aynı odanın havasını soluyor olsak da o öyle uzaktır ki bize aradaki uçurum hiç kapanmaz sanırız.En sevdiğimizdir aslında o, bizden ayrı hiç düşünemediğimiz öbür yarımızdır.Çetin savaşları birlikte aştığımız, ilklerin çoğunu birlikte tecrübe ettiğimiz yol arkadaşımızdır.Dipsiz kuyulara daldığımızda el tutanımızıdır.Kalplerimizin en hızlı attığı dönemde, zihnimizin her karesini işgal edenimizdir.Ayrı geçirilen dakikaları yıllar hükmüne büründürenimizidir o.
Kelimelerle savaşımızın olduğu dönemlerde (mutlu tablolar görmekten hoşlanmayan her daim bizi yanlışa yönlendirmeye çalışandan olsa gerek) kırgınlık kareleri dolanır durur hafızamızda.Bir anda unuturuz güzel olanları, yaşanan olumsuzluklar canlanır içimizde.Acımıza acı katar bu ve aradaki mesafe büyümeye devam eder.El uzatsak dokunabileceğimiz yarımız yabancılaşmıştır bize ve el uzatılamayacak kadar uzaktadır artık.
Şimdi tüm gücünü toplasa birileri ve İLK adımı atsa.Kırgınlıkları bir tarafa bırakıp güzellikleri düşünse.Kelimelere hayat verse yeniden.Üşüyen kalbiyle birlikte üşümüş bir kalbe dokunsa, dokunsa ve ısıtsa iki kalbi de.Minik bir kalp ısınan iki kalbin huzurunu yerleştirse minik yüreğine.Onun içindeki sessiz cümleler de dinse.Var olduğumuz andan beri hatalarımıza sevinen , bu tablo karşısında hüsrana uğrasa.
Ve Kainatı muhabbetten yaratan hoşnut olsa gördüklerinden, saf saf melekler gönderse
Yeryüzüne ve korunsa tüm kalpler sessiz cümlelerden.
Gönderen
almina
zaman:
Cuma, Eylül 07, 2007
24
yorum

Bir gün daha takvimlerden geçti gitti.Saat 24:00 olduğu an tüm tarih göstergeleri değişiyor.Takvimler yeni günde olduğumuzu söylese de ben bugünün gecesini yaşıyorum hala.Yeni gün sabahın ilk ışıklarıyla başlar benim için.Ben bu yazıyı da bugünün gecesi yazıyorum ama biliyorum otomatik olarak bilgisayar tarihi 05 Eylül atacak ve siz yanılacaksınız , ''Bugün yazmış bu kız, bak dün yoktu bu post'' diyeceksiniz oysa benim gönderim benim için yarın dünün gönderisi olacak.
Günlük yazdığım dönemlerde de hep çelişirdim ben takvimlerle.Gün bitsin yatmadan önce yazarım herşeyi diye düşünürdüm ve yazacaklarım bitip tarih atmaya kalınca iş kızardım 24:00 kuralını koyanlara.Yok yani ben 04 Eylül derim bugünkü günlüğüme de ama kendimi yalancı gibi hissediyorum böyle anlarda.
Takvimlerden günleri sıyırıp atmak kolaydır, ya bir çizik atarız üstüne geçen günün ya da o güne ait sayfayı koparıp atarız.Takvimimizde yaşanan günden iz yoktur artık. 24:00 sonrası en doğal hakkımızdır takvimdeki dünü çizip atmak ve dönüp bakmamak geriye.
Takvim kolaylığında olsa keşke benim için de dünü, dünleri silip atmak hayatımdan.Yaşananların üstünden geçen zaman takvimlerimde çizilmeyen gün bırakmadı ama kalp sızını hiçbir kopan sayfa götürmedi beraberinde.Günler ömürlerini tamamlayıp gittiler ama varlıklarında yaşadıklarımızın yükünü bize bıraktılar hep.
Sevdiğimizi yitirdiğimiz gün geride kaldı ama o günün acısı tazecik içimizde (anneanne seni gene çok özledim ben), kalbimizi binlerce parçaya ayıran ağır sözlerin söylendiği gün geçti gitti ama kalp sızısı hala her yeni takvim yaprağında eşlik ediyor bize(hafifletmedin ya yüreğimi, onda olanları ben O'na şimdi yalnızca hal dilim diye sunuyorum).Bir mezuniyet günü geçti gitti takvimlerden ama o günde gözümüzden film şeridi gibi geçen tüm üniversite hayatının anıları kaldı yüreğimizde (binlerce duyguyu beraber yaşadığımız dostlarımı ve Pelin'i özledim ben).Pembedenizdeki son yazıdan sonra da çok günler geldi geçti ama veda günün burukluğu hala bende...
Daha çok günler geçti gitti ama yaşananlar hep içimizde kaldı...
NOT;Doktorun azarından sonra ilaçlarımı aldım, iki saat önce de kullanmaya başladım.Takvime bakıyorum yeni bir güne başlamışız bu durumda dün aldığım ilaç hala bir işe yaramamış.Benim gecem sizin yeni gününüz :).Yeni gün hepimize yüreğimizde ağırlık yapmayacak güzellikler getirsin, sevgilerle.
NOT;İçimden geldi sayfaya tıklayıp da satırlarımda gezinenler , sizi seviyorum.
Gönderen
almina
zaman:
Çarşamba, Eylül 05, 2007
8
yorum
Etiketler: arayış

Hayatımızı anlamlı kılan, ona tutunmamızı sağlayan hayallerimizdir.Kimi hayallerimiz içine sadece ben’i ve onu alacak kadar dardır , kimi hayallerimiz de dünyayı kucaklayacak kadar engindir.Kapsama alanı bu denli geniş olan hayallerimizi ayakta tutabilmek zordur.Böyle hayallerin içinde kendimizle birlikte bizim dışımızdaki yüzlerce insan için de hayal ederiz çünkü.
Bu hayallerimizde dünyayı kurtarırız , kötülüğü savar, iyiliği taç ederiz her beşerin başına.
İnsanların değeri himmetleri ile doğru orantılıymış, hedeflerimizin büyüklüğü yürek büyüklüğümüzle eşittir.Kendimizin dışında birleri için de hayal kurabildiğimiz ölçüde değerliyiz aslında.Benim mutluluğum kadar önemliyse ötekinin mutluluğu , benim değerim benimle sınırlı değildir artık(ötekinden de bir değer katılmıştır bana).
Günümüzde yüreklerimizin küçülmesindendir büyük hayallerimizi ayakta tutma başarısızlığımız.’’Bir ben bu gidişatı nasıl değiştirebilirim? ya da ‘’Sana mı kaldı başkalarını düşünmek?’’ gibi cümleler bizi yolumuzdan döndürebilir.Tek başına insanın kapsama alanı geniş hayalleri ayakta tutması zordur.Büyük hayallerin beslenmeye, aynı gayeye odaklanmış yürekleri bilmeye ihtiyacı vardır.Bilmek yalnızlığı alır götürür ve hayal sahibi yeniden biat eder hayaline, yelkenlerini umuda açar.
Dünyayı daha yaşanılır hale getirebiliriz inancımı yitirdiğim anlarda tekrar ayaklandırabilmek için hayalimi izlediğim bir film vardır;’’ İyilik yap iyilik bul’. Bir öğretmenin yürek büyüklüğünü öğrencilerine yansıtmasının öyküsüdür bu.Küçük bir çocuğun öğretmeninden aldığı ilhamla yaşadığı kasabayı daha yaşanılır kılabilme mücadelesidir.
Her yıl ortasında öğrencilerime mutlaka izlettiğim ve üzerinde uzun uzun konuşmalar yaptığım bir filmdir ‘’Pay it forward’’.
Her birimiz ehad ismini kabiliyetimiz nispetinde tecelli ettiririz. Benden bir tane daha yok yeryüzünde, daha önce de olmadı, benden sonra da olmayacak.Ben orjinalim, öyle ise ben dünyaya farklılık getirebilirim.Siz de getirebilirsiniz…
Trevor da farkılık getirmişti yaşadığı kasabaya.
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Eylül 02, 2007
15
yorum
Etiketler: ışık
Gece gündüze gebedir, en koyu karanlıktan sonra gelir aydınlık.Karanlık olmadan aydınlık, hüzün yaşanmadan mutluluk bilinmez.Her şey zıddıyla bilinir, zıddı olmayanın anlamı da yoktur…
Belki bundandır kimimizin uzun süre hüzün denizlerinde yelken açması.Gece gündüze gebedir umuduyla gözlerimizi kapattığımız bir günün sabahının bizi gecenin karanlığından daha yakıcı bir karanlığın içine taşıması da bundandır belki.
Karanlık ki tesiri sadece o anda dokunmakla emir olunduğu tene aydınlığı hükümsüz kılmaktadır.Ve biz kendi dipsiz kuyumuzda çırpınmaktan bile aciz kalırız bir an.Hiç gelmeyecek sanırız aydınlık, gündüzlerimiz hükmünü yitirdi sanırız.Yoktur böyle anlarda çengelli iğnelerimiz, hayata tutunacak tüm dallarımız kırıldı sanırız.Sorgularız kendimizi, hatalarımız gözümüzde büyür,kapandı sandığımız yaralarımız sızlar,tebessümler yüzümüze hüznü miras bırakır.
VE KARANLIĞI ancak acizliğimizi anlayıp ebedi dost olana sırtımızı dayamak hükümsüz kılar…
Gözlerimiz ışıkla hem dem olduğunda uyanırız karanlık rüyamızdan.Çengelli iğnelerimizi fark ederiz yeniden, yapacak ne çok işimiz olduğunu anlarız, olgunlaşmanın zor olduğunu algılarız.Sınırlı gücümüz karşısındaki sınırsız gücü hisseder ve yükümüzü azaltırız.
Anlarız ki gözlerimizi kapatmak gündüzü sadece bize gece kılar, biz geceyi yaşarken apaydınlık ortalık oysa.Ve vardır her gece yaşatılana geceyi yaşatandan yüzde minik bir tebessüm oluşturacak ödül.
Gönderen
almina
zaman:
Cuma, Ağustos 31, 2007
7
yorum
Etiketler: ışık

Geldin işte yeniden, davetli değildin oysa sen bana.Geldin ve tahtına kuruldun; kalbimin tam ortasına.
Gelişlerin ödümü koparır benim bilirsin sen; yangınımın külleri canlanır, yağmayan yaz yağmuru damlaları gözlerimden akar.Aydınlık uzaklaşır, umudum indirir yelkenlerini gelişlerinde.
Ben benden uzaklaşırım varlığında, kaybolurum sadece acımdır benden olan tek şey yokluğumda.
Şimdi sen git dememi bekliyorsun ve zevkle tahtında bekliyorsun, biliyorum.Şaşıracaksın belki ama bugün ben sana git demeyeceğim.Gelişinde hesaba katmadığın birşey var senin bugün...
Bugün yaz yağmuru indi yeryüzüne, hatta belki benim gözlerimden inen de onun damlalarıydı.Sen bilir misin ne çok bekledik biz bu yağmuru.Hatta gelişinden umut kesenler bile olmuştu,Nnevv bak işte geldi yaz yağmuru buralara.Yağmur yeryüzünü pırıl pırıl yaptı, aktı gitti tozlar, çer çöp.
sokaklarda mis gibi toprak kokusu.Topraktır özümüz ya ondandır bugün gönül dünyamızın açması kapılarını ötelere.
GöNül dünyamız da bu gece en az yeryüzü kadar temiz olabilecek.Dedim ya sana git demeyeceğim bugün diye.Gecenin bereketi sarsacaktır tahtını.Çook önce de demiştim sana O geldiğinde sen gidenim olursun hep.Bu gece avuç içlerimi yer çekimi kuvvetinden kaldıracağım, ben de beraat dileyeceğim.Beraat;tüm hatalardan, günahlardan, kırgınlıklardan,acıdan ve gönül yangınından.
Güneş ışınlarını toplayıp, mesaisini ay'a devrettiğinde gökten gelen çağrıya cevap gitsin yeryüzünden.Bağışlanma dileyelim, huzur dileyelim, sağlık dileyelim, O'nu bilip sevmeyi dileyelim.
Yarına daha hafif uyanalım bir dahaki beraate kadar da hep O'nun hoşnut olduğu hal üzere olalım.
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Ağustos 27, 2007
5
yorum
Etiketler: güncel

Günlerdir musluklardan bir damla su akmadı.Tatil dönüşü yokluğumu fırsat bilen toz zerreleri evin her yerini istila etmiş durumda.Hava olabildiğince sıcak, yeşil diyebeileceğim bir yer neredeyse yok gibi.Çimler sararmış, çiçekler cılız ve boynu bükük.
Yaz ayları sebze meyveyi en uygun fiyata alabildiğimiz aylardı eskiden.Ve biz bunun kıymetini hiç bilmedik.Yaz bize göre hep aynı şeylere gebeydi.Her yaz bol sebze meyve demekti, akşam üstleri ellerdeki hortumlarla bahçe sulamak demekti.Bol bol duşun altına girmek demekti yaz.
Yaz demek yaz yağmurları demekti, şemsiyeye alaycı gözle baktığımız , damlaların tenimize dokunmasından büyük haz duyduğumuz.
Dün güneşin altında Marmara Üniversitesi yollarını adımlarken şimdiki ve bundan sonraki yazları düşündüm.Gökyüzüne kaldırdım başımı baktım, baktım yaz yağmurundan bir damla bekledim.Güneşe dinlen biraz çok ama çook ısıttın bizi dedim.
Ne güneş ne de yaz yağmuru umursadı beni.Korktum bundan sonraki yazlardan, bundan sonra gelecek çocuklardan.İnsan nasıl iyi insan olabilir çiçeklere dokunmadan, yüreğini yağmurlarda yumuşatmadan?
Yağmur,
Sensizlik nasıl toprakta derin çatlaklar oluşturuyorsa bizim de kalplerimizde oluştu katılıktan yaralar.SEN gel!Gel de saralım içimizdeki yaraları...
Gönderen
almina
zaman:
Cuma, Ağustos 24, 2007
10
yorum
Etiketler: özlem

Zaman hızla akıp gidiyor,giderken de beraberinde ne çok şeyi alıp götürüyor.Hayallerimiz kimi zaman onunla giden, kimi zaman umutlarımız kanıp gidiyor zamanla.Zaman bazen çok sevdiğimiz eşyalarımızın da miadını doldurmasına neden oluyor.Anneannemin en özel hediyesi olan pikabımın bozulmasında zamandan başka suçlu bulamadım ben, plaklarıma bakıyorum ve melodileri beynimde ben oluşturuyorum.
Zaman yüzümüzdeki çocuksuluğu da götürüyor gidişiyle, yerine çizgiler bırakıyor simamızda; her çizgi binlerce tecrübe edilmiş duyguya kanıt.Saç tellerimizin renginden de çalıyor zaman, hissettirmeden ustaca yapıyor hem de bunu.Önce tek bir telden çalıyor rengi, o tek beyaz tel sevimli geliyor bize hatta şans sayıyoruz onu kendimize.
Belki de sevincimizi arttırmak için zaman beyaz telimize beyaz tellerimizi ekliyor.
Sevdiklerimiz zamanla miadına yaklaşıyor, gidişleri derin sızılar bırakıyor yüreğimizde ve durdurmak için miada gidişleri tanınmamıştır bize bir güç.
Zaman akışıyla bazen acılarımızı alıp götürürüyor, bundandır zamana ''en iyi ilaç'' ünvanının verilişi.Sızılar zamanla diniyor, yangın yakıcılığını zamanla kaybediyor, aşk acısı, ayrılık acısı zamanla hükmünü yitiriyor.Özlemin yakıcılığına zamanla alışılıyor, doğulan topraklardan ayrı yaşama acısına zamanla dayanılıyor...
* * *
Zamanın bu alıp götürme gücüne rağmen çaresiz kaldığı, boyun eğdiği hisler ve değerler vardır;
Güçlü bir dostluk bağı zamana yenilmez hiç.Yıllar geçse de aradan karşılaştığınız anda dostunuzla kaldığınız yerden araya zaman hiç girmemiş gibi devam edersiniz paylaşımlarınıza.Çocukluğunuzda nakış nakış yüreğinizi dokumuş anneannenizin sevgisi onun göçüp gitmesinin ardından da taptaze kalır hep içinizde.Çiçeklere dokunan narin çocuk elleriniz yıllarca ayrı kalsa da onlardan bir çiçek resmi karşısında çiçeklere dokunurkenki duyarlılığını kazanır bir anda.Yıllarca görmediğiniz öğrencilerinizin bir telefonuyla zihninizde ve kalbinizde canlanır sevgileri, şirinlikleri.
VE:
zamana bunca cümle kurdurtan sevgili edebiyat öğretmenim.On üç yıl aradan sonra bluşacağımız gün lise yıllarındaki o heyecanlı kıza dönüşüverdim bir anda.Kapı arkalarından koridordan gelişinizi izleyişimi, parmak kaldırırkenki heyecanımı hatırladım.Bana ne çok şey öğrettiğinizi fark ettim , hayata sımsıkı tutunmam gerektiğini hiç söze dökmeden öğrettiniz, satırların arasında gizli manaların olduğunu,temize geçirilemeyen bir kompozisyon kağıdının bir değeri olabileceğini öğrettiniz.Öğrencilere sevildiklerini söylemenin güzelliğini, ders dışında da paylaşımlarda bulunulabileceğini gösterdiniz.
Yıllar sonraki görüşmemizde fark ettim, meğer ne kadar canlıymış içimdeki duygular hala.Şimdi ben bu görüşmeden sonra nasıl özlüyorum sizi bir bilseniz.Bir de bunları size söylemek istediğmi hatta bakın ben herkese anlattım sizi demeyi ne çok istediğimi bilseniz.Ama dedim ya o lisedeki utangaç ve heyecanlı kız oluveriyorum ben yanınızda.Tüm bunları söyleyemem sadece bu yüzden işte...
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Ağustos 20, 2007
19
yorum
Etiketler: özlem
En iyi öğrendiğim, en çok duyumsadığım hatta kendimden bir parça haline getirdiğim bir duygudur özlem.Çocukluğumda etrafımda görmeye alıştığım herkesi sonra hep özledim ben.Anneannemi, dedemi, kuzenlerimi, arkadaşlarımı, öğretmenlerimi, köydeki komşuları, şehirdeki komşuları, kitaplarımı, Rossi'yi, çiçekleri hatta kendimi bildim bileli her sabah yediğim baniçka ve kiflayı bile senelerce sadece özleyebildim...
GÖÇ sonrası yaşadığım özlem duygusunun duyumsanabilecek en ağır özlem duygusu olduğunu düşündüm uzun bir süre.Özlemin kalpte oluşturduğu sızıyı da haliyle en derin sızı sandım.İkilemlerde boğuşurken en çetin savaşımı verdiğime inandım, köklerimden sökülüp hiç alışık olmadığım iklimde yaşama tutunmaya çalışmak beni hayatla mücadelemde yenilmez şovalye kılar sandım.Sandım ve yanıldım...
İnsanın hayatla en çetin mücadelesi kendini yitirdiği anda başlarmış, öğrendim.Çünkü kendinizi yitirdiğiniz anda ortada mücadele edebilecek kimse kalmıyor.Ve geriye kalan iki seçenek oluyor ya pes edip bütünüyle kaybolmak ya da bin parçaya dağılan sizi tıpkı bir yap bozun parçaları gibi bir araya getirmek.Kayboluş pes ediş olduğundan ikinci seçenek herkesin tek seçeneği olmalıdır.
Binlere ayrılan karelerden bir bütün oluşturmak; sizi siz yapan, her karesi sizi anlatan bütünün parçalarını bir araya getirmek zorlu bir süreçtir. Siz size yaklaşırken aniden kapıldığınız girdaplar, gözyaşı selleri ve yok saydığınız yaralarınızın kanaması peşinizi bırakmaz hiç.Yüzleşirsiniz o ana kadar yaşadıklarınızla, kendi gerçekliğinizle hatta kendinizi yitirmenize neden olanın gerçekliğiyle bile yüzleşirsiniz.Çetin bir serüvendir insanın kendini arayış serüveni ama vuslat yeni bir hayat armağanıdır arayışta olana.
Minnetle dolu şu anda içim, gözyaşı sellerine kapılmadan ve içimdeki yangının hükmünü yitirdiğini duyumsayark geçirdiğim günlerin sayısı parmaklarımla sayılamıyor.Kim bilir belki benim yap bozumda eksik kalan karelerin sayısı tamamladıklarımdan azdır şimdi.Belki içimdeki huzurun nedeni de ben'e yaklaşmış olmaktır ya da yitiğini bulmaya çok yaklaşan birinin duyduğu zafere yakın olma hissidir...Yeniden bir sovalye ruhunu hissedebiliyor olmaktır belki de sebep...
VE,
En yakıcı özlem meğer insanın kendine duyduğu özlemmiş.İnsan kendinden ayrı düşünce herşeyi karmakarışık oluyor hiçbir duygu ve düşüncesi ona ait olamıyormuş.Geriye ne mi kalıyormuş?Kabz ve bast halleri arasında durmadan kendine özlem kalıyormuş...
En derin özlem meğer insanın kendine duyduğu özlemmiş.
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Temmuz 31, 2007
9
yorum
Etiketler: buluş

Çocukluğumun özel meyvelerinden biridir böğürtlen.Köyde tarla kenarlarında ya da orman içinde kolaylıkla bulabildiğim, elbiselerimin çoğunu rengiyle boyadığım vazgeçilmez meyvem.
Böğürtlen zamanı köydeki tüm çocukların ellerinde küçük şişeler olurdu ve o şişelerin içinde dünyanın en doğal meyve suyu yapılırdı.Topladığımız böğürtlenleri şişenin içine doldurur kökeni bir çalı olan çubuğumuzla onları karıştırıdık.Kısa sürede böğürtlenler bize itaat eder ve şişede bordo renkte nefis bir meyve suyu olurdu.
Her birimiz kendi meyve suyunun tadının en güzeli olduğuyla övünürdü(aynı daldan kopmuş olsa da meyveler) hatta ispat etmek için bunu herkes diğerinin şişesinden bir yudum alırdı.Tatmak kimsenin fikrini değiştirmezdi herkes kendi meyve suyunun EN'ninde ısrar ederdi.
Evdeki büyükler çocukluk yıllarını hatırladığından belki elimizde şişeyi görünce iştahlı edayla,
''Aaaa böğürtlen mi topladın sen?Getir bakalım güzel olmuş mu meyve suyun.'' derdi.
Ve o şişedeki sıvının tadına bakabilmek tebessüme neden olurdu yüzlerinde.
GÖÇ'ün benden ayırdıklarından biridir böğürtlenler.Yıllarca ellerime ne dikenleri battı ne de elbiselerimde böğürtlen lekesi oldu.Ve ben böğürtleni anlatırken arkadaşlarıma onlar hep ahududunu anladılar.Hoş böğürtlenden meyve suyu içerek bir çocukluk geçirmemiş olanların böğürtlen tuktusunu anlamalarını beklemek yanlıştı aslında.
Bugün markete uğradım her meyveden bir tane alıp meyve salatası yapacaktım, kendimi şımartacaktım.Meyve tezgahına yaklaştım ve beyaz plastik kutularda duran böğürtlenleri gördüm.Meyve salatası fikrimden hemen vazgeçtim, meyve suyu yapmanın tam zamanıydı şimdi.Eve geldim robotu çıkardım, böğürtlenleri yıkadım, robotun içine koydum ve bastım düğümeye.İki dakika sonra böğürtlenler birbiriyle bütünleşmişti.Robottaki karışımı sürahiye aktardım içine bıraz da su ilave edip karıştırdım.Büyük bir keyifle cam bardağa doldurum meyve suyunu.Bordoyu başka hiçbirşeyde bu kadar güzel göremezsiniz, gözlerim bayram etti:).
Heyecanla bir yudum aldım ve hayal kırıklığı yaşadım.Meyve suyumun tadı hiç köydeki gibi değildi (böğürtlenler de mi hormon ilaçlarından nasibini aldı acaba?), mutfağa koştum, şeker ilave ettim sürahiye ve karıştırıdım.Tekrar bir yudum aldım ve çocukluğumun meyve suyuna yakın bir tat yakaladığımı fark ettim.Şimdi parmaklarım klavye tuşlarında gezinirken damağımda meyve suyunun hoş tadı, yüzümde çocukluğuma gidişimin oluşturduğu huzur dolu tebessüm ve yüreğimde bir umut var...
Gönderen
almina
zaman:
Cumartesi, Temmuz 21, 2007
14
yorum
Etiketler: buluş

Keşke gene yağlı boya tablolar yapabilsem balkonumda aldırmadan vazonun kamplumbağa benzetilmesine.Keşke başka yüreklere dokunabiliyor olmaktan gayrı hayalim olmasa.Keşke sokakta gördüğüm tüm çocukların yüzüne tebbessümle bakabilsem ve içim umutla dolsa yeniden.Kendimle dertlenmesem, beni bir tarafa bırakabilsem ve iyilik adına yapmaya çalıştıklarım yetse bana.
Gelişini beklemesem hayatıma kimsenin, O yetse bana.Varlığını hissedebilsem her an ve hep bir umudum olsa kabuğuma çekildiğim anlarda.Kalbimi acıtanlardan arındırsam ve hafifletsem onu.
Ve geriye bakmadan hep ileriye baksa gözlerim, gelecekle ilgili hayaller süslese zihnimi.
EY KALBİM!
Sar artık kırgınlıklarını, cesareti al kapılarından içeri.Umuda, hayale, güzel olana sarıl. Misafirliğinden hoşnut olacağının geliş heyecanı sarsın seni...
Gönderen
almina
zaman:
Cuma, Temmuz 20, 2007
4
yorum
Etiketler: arayış

Bir muammadır insan, kainatta olan tüm hadiselerin numunelerini kendinde barındıran antika bir sanattır.Binlerce duyguya gebedir insan.Umut ve yeisi, hüzün ve sevinci aynı dakikanın içinde barındırabilir o.Sabahları gözlerini açışı yeni olana taşır onu.Bir günü diğeri ile aynı değildir onun hiç.Geriye dönüşleri yoktur.
Onun ileriye bakmalıdır gözleri hep, takılıp kalmamalıdır geçmişe.Onu ne geçmişin sevinçleri gururlandrımalı ne de geçmişin tasası sarmalıdır
Onun her yeni günü kemale yol alıştır.İşte bundandır onun dünkü haline bugün gülebiliyor olması. Dünkü ben'le bugünkü ben'i bambaşka görebilmesi.
Kalp, insan içindeki en az kendi kadar muamma mahaldir.Her an arayışa mahkum, her an kırgınlık ve umuda açık sırça kapıdır.Samed ayinesi olan nokta onda gizlidir.Sahibini bulmadan arayış yazgısına nihayet koyamayacak olan aşk tutkunu.Geçici aşklarda konaklayan, kapılarını sonuna kadar açıp sonunda kemal ve cemalden uzakta konakladığını anlayıp feryadlarla boğuşan
canın candan koptuğu minicik mahaldir kalp.
İnsan antika bir sanattır kemale giden ve miadı kemal noktasına ulaştığı andır onun.
Her geçen gün bizi kemal noktamıza sürüklemekte.Hayırda kemal ya da şerde kemal varılacak son nokta. Kemale gidişlerde ne çok hırpalıyoruz kendimizi, üzüntü ve kederlerimizi ne çok çoğaltıyoruz.
Geçmişin tasasını bugün de diğer günlerde de tekrar tekrar yaşatıyoruz kendimize.
Oysa bizi bizden iyi bilen kaldıralı üzerimizden o derdi çok olmuştur.Kalbimizi hep yanlış yerlerde konaklatıyoruz.Hırpalıyoruz onu, onu asıl aradığı sevgiliden uzaklaştırıyoruz ve
ondaki sonsuz sevebilme yeteneğini sınırlı ve kusurlu olanlarda boğuyoruz.Sonunda üzülüyoruz, canımız parmak uçlarından çıkıp gidiverecek sanıyoruz ayrılık acısından.
Bize verilen lüksleri kullanmaktan aciz kalıyoruz.Yükümüzü bırakmayı bilmiyoruz, üzerimize düşeni yapıp gerisini O'na bırakmayı bilmiyoruz.
Yaşadığımız hayal kırıklıkları mı sebeptir ki buna...?
Ellerimizi göğe çevirip gelecek kaygısından kurtulamıyoruz.Rahmetine sığınıp hatalarımızı pişmanlıkla silemiyoruz, takılıp kalıyoruz acabalarımız keşkelerimiz gelecekle ilgili ümitvar dileklerimizden çoktur hep.
Ve tüm bu hırpalanmaların içinde kemal noktaya gidiyor olduğumuzu unutuyoruz.Olaylar karşısındaki tepkilerimiz, lükslerimizi ne kadar kullanabildiğimiz, kalbin arayışına ne ölçüde cevap verebildiğimiz bizim varış noktamızın belirleyicisidir oysa.
Farkında olalım, her geçen gün hayırda zirvelere çıkmak için bir fırsattır bize sunulan.O'nun nazarında nasıl olduğumuz önemli olan.Dönüp O'nun ölçüleriyle değerlendirelim kendimizi.Eksiklerimizi telafi edelim, hatalarımız pişmanlık sonrasında, ümide bıraksın yerini.Kalbimizdeki yaraları iyileştirelim, hiç terk etmeyecek olana layık olduğu sevgiyi verelim.Verelim ki haksızlık edip kaldıramayacağı kadar çok şey yüklemeyelim hata yapmaya yazgılı olanlara.
Miadımızı doldurduğumuzda O'nun ve de O'ndan olanların hoşnutluğu olsun üzerimizde...
Gönderen
almina
zaman:
Pazar, Temmuz 15, 2007
7
yorum
Etiketler: buluş
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Temmuz 03, 2007
4
yorum

Gönderen
almina
zaman:
Cuma, Haziran 29, 2007
5
yorum
Etiketler: buluş
İçimdeki acıdan kaçmak için belki, belki de kendimden kaçmak için dün attım kendimi kapıdan dışarı.Uzun zaman olmuştu halamı ziyaret etmeyeli, çocuklara da gelme sözü vereli epey olmuştu.Hem sözümü yerine getirmek hem de aile büyüklerinden birinin şefkatine gereksinim duyduğum için atladım minibüse ve düştüm yola.
Çoocuklar hoplaya zıplaya indiler merdivenlerden boynuma atladılar, beni görmek şaşırtmıştı onları.Onlara bakınca zamanın ne kadar çabuk geçtiğini anladım bir kez daha.Değişen çok şey vardı onlarda,oysa bende hiç gitmeyenler gene aynıydı, bu canımı yaktı ...
Halam da mutlu oldu beni görünce, ben duygulandım ona bakınca.Onda babamı, diğer halalarımı hatta babaannemi gördüm.Boynuna sarılıp bırakıvermek istedim içimdekileri...
Sohbete başladık hayat halam için de kolay değildi.Çocukları, torunları büyümüştü ama sıkıntılar devam ediyordu.Halam onlar için kaygılanıyordu.
Bir süre sonra halam yüzümdeki ifadeden hüznümü anladı.Nedenini sormasıyla gözyaşlarıma koyduğum setler yıkıldı, aktı aktı...Acımın tazeliğini koruduğunu anlattım ona, şaşırdı.Onu atamayışımı anlamlandıramadı.Taktikler verdi, kendi kendime yapmam gerekenleri anlattı.Geçecek göreceksin dedi.Her ''geçecek'' kelimesi içime anlık da olsa ferahlık verdi.Hayatı paylaşmak onu kolaylaştırır daha yaşanılır hale getirir dedi.Ve gözleri uzaklara daldı, eniştemi hatırladı;
''Enişten ve ben iyi bir hayat sürdük.Sıkıntılarımız olmadı değil başta, acemilikte ben hatalar yaptım ama sonra anladık birbirimizi.Aslında ben ona daha iyi davranabilirdim, keşke bazen sussaydım, daha çok ilgi gösterseydim ona.''
''Hala, eniştem ilk aşkın mı senin?''
''İlk onunla konuştum ben.O zaman cep telefonları, telefonlar yoktu şimdiki gibi.Biz mektup yazardık ya da küçük notlar gönderirdik birbirimize.Bayramlarda köy meydanında görüşürdük.Bir yıl böyle görüştük eniştenle sonra TÜRKİYE'YE GÖÇ meselesi oldu.Enişten haber göndermiş bana şu saatte şu yerde beklesin, pasaportunu ve doğum tarihini getirsin beraberinde demiş.Ben de gittim bekledim o gelmedi, sonra o gelmiş ben beklemedim diye kızmış.O gün ikimiz de birbirimize öfke duyduk.Ben sonra öğreniyorum ki enişteni şehre göndermişler işten ,o da gecikmiş.Bir yıl boyunca görmezden geldik birbirimizi, tanımıyormuş gibi davrandık.''
''Eeee hala, sonra nasıl bir araya geldiniz?''
''Anlamadım ki bi ara ikimize de bi istek geldi.Konuştuk, eniştenin maddi gücü yoktu düğün yapamayız dedi.Ben de kabul ettim ve kaçarak evlendik.''
''Çok yol kattettiniz değil mi birlikte?''
''İlk evlendiğimde bana hep bu adam ailesine çok bağlı olmaz dediler ama enişten öyle bir bağlandı ki ailesine.Ben hiç o konuda endişe duymadım, çocuklarına sahip çıktı, eve baktı.İyi bir hayat sürdük biz.Şimdi geriye dönüp baktığımda keşke daha iyi davransaydım ona diyorum.Daha çok vakit ayırsaydım, daha az konuşsaydım.Ama insan o zaman anlayamıyor işte...''
Halam bunları söylerken eniştem geldi gözlerimin önüne.En çok Sema'ya takılırdı o ve bana şöyle derdi;
''Bu cıngıl kız var ya aynı senin halan.Bak hareketlerine, konuşmasına, bakışına aynı halan, süse merakı bile ondan bunun''.
Keşke diyorum ben de şimdi hayatta olsa eniştem ve görebilse görmeden edemediği torunları ne kadar büyüdü, halamın içinde ne ukdelere neden oldu,yıllar neleri getirdi o eve neleri götürdü...
Ve keşke ben de sıyrılsam içimdeki acıdan, yelken açsam yeni umutlara...
Gönderen
almina
zaman:
Cuma, Haziran 22, 2007
6
yorum
Etiketler: özlem
Aman da aman kimler gelmiş benim sayfama.Benim olduğum bir blogta benim elma şekerimden nasıl söz edilmezmiş.Hoşgeldin teyzecim, burası bizim yeni mekanımız, renkelrimiz biraz daha aydınlık tabi hayallerimiz ve umutlarımız da.
Elimde olsa resimlere can verir sımsıkı sarardım kollarımla seni.Ne çok özledim teyzecim ben seni ya.O kadar yol geliyorum birlikte oyun oynuyoruz, sen bana sofradaki herşeyden ellerinle yediriyorsun, parka gidiyoruz salıncakta sallanıyoruz sonra ben seni uyutuyorum ve geri dönüyorum.Kapıdan çıktığım anda başlıyorum özlemeye seni.Sanki günlerdir görmemişim gibi yani.
Biliyor musun itiraf ediyorum burdan her gelişimde daha da büyümüş oluyorsun sen.Aramızda özel paylaşımlar oluyor artık ve ben anlıyorum ki sen aramızdaki bağı fark ediyorsun.Bir bilsen nasıl mutlu oluyorum bunlara.
Balım benim, söz veriyorum sana ömrümün sonuna kadar hep yanında olacağım.
Rabbim seni korusun, gönül yangınlarından uzak tutsun ve aydınlık eylesin geleceğini.
Gönderen
almina
zaman:
Çarşamba, Haziran 20, 2007
3
yorum
Etiketler: biz
Hayatımız boyunca yüzlerce insanla karşılaşırız, kimileriyle aynı binayı paylaşırız, kiileriyle aynı sırayı, kimileriyle aynı sevrisi, kimileriyle de aynı çalışma ortamını.Paylaşımlarımızın boyutu da birlikte olduğumuz insanların bize yakınlığına ve uzaklığına göre değişir.Kimileriyle günlük hayattaki rutinlerimizi, kimileriyle gündemleri, kimileriyle de herşeyimizi paylaşırız.
Çok özelimize aldığımız insanların sayısı oldukça azdır.Göz göze geldiğimizde sözcüklere gerek kalmadan anlaşılmanın rahatlığını nadir kişide yaşayabiliriz.Onlarla aynı ortamda bulunmak bizi rahatlatır, telaştan yüzüne bakmaya fırsat bulamadığımız günlerde bile onların bulunduğumuz mekanda olmaları bize inanılmaz huzur verir.Moralimiz bozulduğunda ona sarılıp alacağımız bir öpücükle günü güçlü bir şekilde atlatacağımızı biliriz.Dopinglerimizdir onlar bizim.
Böyle hazineler bulmuşken hiç yitirmek istemeyiz.İsteriz ki biz olduğumuz sürece onlar da hep olduğumuz yerde olsunlar.Gözümüz her aradığında, gönlümüz her özlediğinde bize sadece bir masa ötede olsunlar isteriz.Bencilliğimizden değildir ama bu isteğimiz...
Ve biz gidişlerinden onların bize kalan hüzün değil sadece biliriz.Anlaşılmanın mutluluğu, dar anlarda sıcak bir ses tonunun hep bizi beklediğini, hayatının dostluklarla güzel olduğunu duyumsamak kalır bize onların gidişlerinden.
Sana söyleyemediklerim söylediklerimden az oldu hep ama bil ki sen hep yüreğimde olacaksın.Yolun açık olsun, umudun bol olsun, en içten dileğin gerçek olsun...
Seni seviyorum
Gönderen
almina
zaman:
Salı, Haziran 19, 2007
4
yorum
Etiketler: ışık
Ben geldim, yepyeni bir adrese geldim, yenilenmeye geldim, umudum olsun diye geldim...
İstenmeyen bakışlardan uzkta olmaya geldim.Ve ne olursa olsun ben gitmeyi istemediğim sürece kalmaya geldim...
Paylaşmaya geldim, umut sunmya, sevmeye, duygularımı paylaşmaya geldim.Yazmya geldim, yazdıkça kendimi bulmaya, buldukça O'ndan olmaya geldim.
Satırlardaki paylaşımlardan oluşan dostluklar kurmaya geldim.Sevinç, hüzün, coşku ne kadar duygu varsa hepsini paylaşmaya geldim.
Ben'le barışmaya, ben'i sevmeye, ben'i korumaya geldim...
Anlaşılmanın, ortak paydalarda buluştuklarımın olduğunu keşfetmeye geldim.
BEN GELDİM...İyi ki de geldim.
Dilerim bende sonra siz de gelirsiniz buraya, gölgelerden uzakta duru paylaşımlarımız olur yüzümüzde bir tebessüm oluşturan umarım.
Hepiniz umarım uğrarın buraya, geride kalan kimse kalmasın bizden eski sayfalarda...
Gönderen
almina
zaman:
Pazartesi, Haziran 18, 2007
7
yorum
Etiketler: ışık